Home

Siyonizm, Avusturya-Macar gazeteci Theodor Herzl tarafından Der Judenstaat (Yahudi Devleti) adlı eserinin yayımlanmasının ardından, 19. Yüzyıl sonlarında resmen kurulmuştur. Merkezi Sion tepelerinde olan kutsal kitaplarından kaynaklı olarak vaat edilmiş topraklara ulaşmak nihai amaçtır. Ama sadece bunla bitse iyidir. Bütün dünyayı yönetecek merkez burası olacaktır. Diğer bütün ırklardan üstün olduğuna şartlanmış olan bu adamlara hizmet edeceğiz. Zaten biz kim oluyoruz?

En ciddi finansörleri başlangıçtan itibaren Rothschild ailesi olmuştur. Aileyi zaten derinlemesine tanıtmaya kalksam çok ama çok uzun zaman alacaktır.

Kısaca geçmek gerekirse İngiltere, Fransa ve Amerika’nın da Finans işlerinin yarıya yakını bu ailenin elindedir. Bunun haricinde tabiki uzak Asya’da da çok güçlüdürler. Afrika’daki elmas madenleri bu arkadaşlara çalışır ama işletmesini aile tarafından, Oppenheimer ailesi vermişlerdir. Dünya’da en ciddi altın stokuna bu arkadaşlar sahiptir. Mülklerinin toplamı 600 trilyon dolardan fazladır diye tahmin ediliyor. Ama hiç kimse bunu tam olarak bilmez, Avrupa aristokrasisine dışarıdan giren tek Yahudi ailedir. Papalığın paralarını bu aile uzunca zaman yönetmiştir. Esasında yetenek bir tarafa zorbalıkları da meşhurdur.

Kendileri için sanırım şöyle denmişti Heinrich Heine tarafından “Para zamanımızın tanrısıdır ve Rothschild onun peygamberidir” denmiştir. Birde finans çevrelerinde başka konuşulan bir cümle ise “Her finansçının bir tarihi vardır, Her bankerin yazılmış bir tarihi vardır; fakat bir tanesi tarih yazmıştır”.

Avrupa, 1820 yılından bu ailenin kontrolüne girmiştir. Daha sonra da yavaşça Amerika’da bu kontrole alınmıştır. En klasik teknikleri merkez bankalarını ele geçirmektir.

Bana bir ülkede para basma yetkisini verin, yasaları artık beni ilgilendirmez”Anselm Rotschild.

Theodor Herzl, Abdülhamit’e arkasına Rothschild ailesinin finansal desteğini alarak gelir. Filistin’e Yahudi göçünün olmasına izin vermesi ve Girit’e benzer bir özerklik verilmesini ister.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Siyonizm

Wikipedia’dan Theodor Herzl ve Abdülhamit için aldığım gerekli bölüm aşağıda bulunmaktadır.

Theodor Herzl, dönemin sultanı II. Abdülhamid’e Kont Nevlinski (bir Leh soylusu, II. Abdülhamit’in şahsi dostu) aracılığla Filistin’e özerklik ve Musevi ikametliği ister. Buna karşılık şu taahhütlerde bulunur:

  1. Osmanlı Devleti’nin 33 milyon İngiliz altınına ulaşan borçlarının tamamını ödeyelim.

  2. İmparatorluğu korumak için 120 milyon altın Frank’a mal olacak deniz filosu yaptıralım.

  3. Devletin mali durumunu canlandırmak için 35 milyon altın lira faizsiz borç verelim.

Ancak, II. Abdülhamit teklifi kabul etmez ve şu yanıtı verir:

“…Bu meselede (Theodor Herzl) ikinci bir adım daha atmasın. Ben bir karış toprağı dahi satmam. Zira bu vatan bana ait değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsûldar kılmıştır. O, bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz…”

Bunun üstüne Theodor Herzl’in ısrarları devam etmiştir. Ama bir sonuç alamamışlardır. Bu durumda Abdülhamit’in suyu ısınmıştı. Artık tahttan bir şekilde indirilme vakti gelmişti. İkinci Abdülhamid’i tahtından indirenlerin başında Talât Pasa vardır. Mason, hem de Üstad-i-A’zam derecesinde mason olan bu Talât Pasa için Falih Rıfkı Atay: “imlâsını” bizim düzelteceğimiz kadar Türkçesi vardı”demiştir.

Anlayacağınız engel olduğu felaket, kendisinin felaketi olmuştu. Çünkü Derin Dünya Komplosu artık başlamıştı. Nice devletleri yıkan, nice dünya savaşlarına neden olan felaket için yola çıkmıştı. Osmanlı’nın içine İttihat ve Terakki Cemiyeti ile sızmayı başarmışlardı. Aslında birçokları gibi onlarda masonik palavralarla kandırılmışlardı. Üstün bildiğini, alt gene bilmiyordu. Aynı şimdi de kandırılan masonlar gibi.

Zaten İttihat ve Terakki Cemiyeti yasaklı olduğu yıllar Fransa ve Cenevre’de örgütleniyordu. Nasıl? Hangi maddi destekle? Bu yerler çok tehlikeli değil mi? Bugün halen Cenevre ve Paris’ten dünyayı etkileyecek kararlar çıkmıyor mu?

İran’da devrim olacak Fransa’dan Humeyni gider, İttihat ve Terakki devrim yapacak Fransa’dan gider, ya da şu an aklıma gelmeyen birkaç kişi neden burada yaşar sonra memleketine gider devrim yapar. Yani üniversitelerinde “Devrime Giriş” diye bir ders var mıdır?

İşin aslı Fransa doğu-şark ülkelerini yöneten Mason Locasının merkezidir. Örneğin Türkiye mason locası Fransa’ya bağlıdır. Kararlar buradan çıkar ve bizim mason locasına bildirilir. Bizimkiler de gereğini yaparlar. İsmi de bu nedenden “Büyük Şark Locası” dır.

Bu loca da herhalde Soros’un ataları vardı. Soros’un akıl hocası Popper’dan öğrendiği gibi işleri oranın halkını örgütleyip onlara yaptırmak çok daha iyi bir fikir. Amerika gibi sağa sola bodoslama dalmak Soros gibi akıllı adamların işi değil. Bu Amerika’lı akılsız kovboyların işidir. Soros’a göre bazı ordu mensuplarını veya “Demokrasi”, “Açık Toplum”, “Mavi Devrim”, “Turuncu Devrim”, “Arap Baharı” gibi satışı kolay ve etkili olabilecek metodlar kullanmak çok daha yararlıdır. Yorucu ve masraflı savaşlar hem halkı, hem de bütçeyi yorar. Onun için Soros ve Bush tarafı ciddi kavgalıdırlar. Nedenini her zamanki gibi ilerleyen bölümlerde anlatacağım.

Esasında tarih kitapların hep yobaz olarak anlatılan Abdülhamit mert bir adamdı. Ama kurnaz ve zalim değildi. İçeri aldığı isyancıları, masonları ve Jön-Türkleri hiç idam etmiyordu. Onları hep değişik bölgeler sürüyordu.

Ahmet Celalettin Paşa’yı Cenevre’ye gönderdi ve Jön-Türk hareketinin başındaki Mizancı Murat’ı İstanbul’a dönmeye razı etti. Hareketin. Aylık 12 Liraya kendini satması önemli bir durumdur. Hareketin lideri sanırım para ve mevki peşinde olacakmış ki samimiyetini hemen göstermiş ve davasını terk etmişti. Bu da masonların kendisine teklif ettiğinden daha fazla bir rakam olsa gerek.

İşe bakın ki bu konuda en ciddi araştırmaları gene Bernard Lewis yapmıştır. Yukarıda dediğim gibi Anadolu’nun dinamikleri konusunda adamın yazdığı kitaplar o kadar önemli ki. Bu konuyu yıllardır tarih okuyan bizler bile bilmiyoruz. Hatta kaynakta bulamıyoruz. Adam 1991 yılında mevzuatı bitirmiş.

30 Mart ayaklanmasını yapan kitlenin yobaz mı? Yoksa başka bir şey mi? Ne olduğunu bilmem çünkü klasik tarih kitaplarına inanmamam gerektiğini çoktan öğrendim.

İtalya ve Fransa’daki mason localarından destek alan Hareket Ordusu, İstanbul’a vardığında Kurmay Heyetinde Hüseyin Hüsnü Paşa’nın başkanlığında Enver Bey, Mustafa Kemal, Ali Fethi Bey, İsmail Hakkı Bey, Ali Hikmet Bey, Muhtar Bey gibi subaylar bulunuyordu. 2. Abdülhamit tahttan indirilip yerine 5. Mehmet Reşat getirilmiştir. Böylece Siyonizm için ciddi bir sıkıntı olan Abdülhamit tasviye edilmiştir.

http://caganturker.blogcu.com/jon-turkler-ve-mason-iktidari/555496 adlı siteden yapılan alıntı.

Hem Mithat Efendiyi tasfiyesi, hem de Masonik güçlerin ellerini kollarını bağlaması, kendi usulünce yasaklatması ve üyelerini takip ettirmesi, hatta zaman zaman hücre evlerine baskınlar düzenletmesi sayesinde Osmanlı ekonomisinin ve kültürünün ana damarına hâkim olacak bir İngiliz-Yahudi palazlanmasına iktidarı süresince izin vermez Abdülhamit. Nitekim bu yüzden de adı, “Kızıl Sultana çıkar. Bunun intikamı, 30 yıllık bir aradan sonra 1908’de alınmış oldu.”

Yani artık asırlardır hücre evleri gibi uykuda bekleyen Siyonizm artık uyanacaktı. Ellerinde çağlardır birikmiş olan maddi güç ile dünyayı yönetmeye başlayabilirlerdi. Çok profesyonelce oluşturulmuş haberleşme ağları, aile ilişkileri, borçlandırılarak köleleştirilmiş devletler, globalleşmeye yeni yeni başlayan dünya ile güçlü iletişim ağı her şeyi lehlerine döndürmüştü.

Tabi masonluk o zamanlar tamamen bir gizem konusuydu. Birkaç kişi hariç kimse tehlikenin farkında değildi. Sadece kandırılan insanlar mevcuttu. İttihat ve Terakki partisinin birçok üyesi sonradan çok pişman olmuşlardı. Mustafa Kemal dosyası konusuna da değineceğiz.

Enver Paşa pişmanlığını Mersinli Cemal Paşa’ya şöyle ifade eder : “Paşam, bütün ef’alimin(eylerimin) hesabını vermeye hazırım. Biz Turan yapmak istedik, viran olduk. Bizim asıl mes’uliyetimiz, Sultan Hamid’i anlamamak ve Siyonizme alet olmaklığımızdır. Acıdır, fakat hakikât bu “

29

Yukarıdaki resme bakılacak olursa, o da bir zamanlar ateşliydi. Modern hamleler ve tavırlarla Osmanlı’ya yeni bir çehre kazandıracak, aşk ve ateşe sahipti. Belki Osmanlı gerçekten hasta bir adamdı iyileştirilmesi gerekiyordu. Bana göre Yükseliş denen dönemden itibaren de kendi halkına yüz dönmesi bunun nedeni idi. Çözüm “Türk” başlığı altında Moderniteye sarılmak değildi. Ama “Modern” kelimesinin ne kadar sakat bir kelime olduğunu hayatının sonuna doğru öğrenmiş oldu. Ömrünün sonlarına doğru ne büyük hatalar yaptığını farketmişti ama koca imparatorlukta sayesinde dağılıp gitmişti…

Bir değişim enerjisini kendi dinamiklerine değil de dışarının dinamiklerine dayandırırsa, bilin ki çok ciddi bir “Modern”’leştirilme tuzağına düşmüştür. O dönemler insanlara “Modern”liğin adresi olarak yutturulan “Fransız Devrimi” neydi? Dinamikleri nereden besleniyordu?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s