Home

“De Beers” firması Rothschild ailesi tarafından işletilmesi için başka bir Yahudi olan Oppenheimer ailesine verilmiştir. Onlar da Botswana’da dünyanın en zengin elmas ve altın yataklarını işletmektedirler. Bu bölge yer altı kaynakları ile ünlüdür. Ne yapılır burada başka? Kalahari çölü Masai Mara yaylasında “Vahşi Kedilerin Günlüğü” ’nü izlersiniz.

Ülke hakkında wikipedia’dan biraz bilgi verelim.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Botsvana

Ekilebilir alan %1’den az olduğu için tarım önem kazanamayıp yerini hayvancılığa bırakmıştır. Ülkenin önemli madenleri, elmas, bakır, nikel, tuz, gümüş, kömür olarak sıralanabilir. İşsizlik resmi olarak %23,8 olsa da gayri resmi rakamlarda %40’a kadar çıkmaktadır. Buna rağmen Afrika’da kredi riski açısından en iyi ülkelerden biri olarak kabul edilir.

HIV/AIDS

Ülkenin en büyük sorunlarından biri de AIDS’tir. Ülke nüfusunun %35-40 gibi büyük bir çoğunluğu AIDS’lidir.”

Yahu bu çok fazla bir oran denemeniz gerekiyor. Havandan mı bulaşıyor? Sudan mı geçiyor? Ya da biri bunlara AIDS bulaştırılıyor dememiz gerekir. İstatiksel olarak bu adamların %40’lık AIDS’li nüfusu bir sonraki jenerasyonda 20% lere düşmeli. Çünkü ölümler bu oranı azaltır dimi arkadaşlar? İstatistik bunu diyor. Birde AIDS bu adamların DNA’sına mı işledi? Binlerce yıldır bu adamlar hep AIDS’li ailelerden mi doğdu? Yani binlerce yıldır kıtanın gerçeğiydi de biz mi bilemedik? Belki şu meşhur yeşil maymun hikâyesini anlatacaksınız.

Bu maymun zaten AIDS taşıyordu, zencilerden birini ısırdı sonra o maymun. Sonra zencilere geçti bu hastalık. Sonra bir bilim adamı zencilerle ilişki kurmuş, kapıp AIDS’i Amerika’ya getiriyor. Amerika zaten cinsel olarak rahat bir ülke onu herkese bulaştırıyorlar. Dünya’ya yayılıyor bu meret. Ve OSCAR ödüllerine aday “Köy Kahvesi Muhabbeti” ve mahalle arasında kimin kızı, kiminle ne yapıyor olduğunu konuşurken çayını yudumlayıp böreklerini yiyen teyzelere yutturulan AIDS miti, masalı, destanıdır bu.

Bu ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürmek için üretilen biyolojik bir savaşın örtbas edilmesi için uydurulan hikâyeydi AIDS. Gözünü açık tutacaksın. Bu işler ciddi tasarım işi, laboratuvarlarda adam bu virüsü geliştireceğim diye milyar dolar harcarken sen kalkıp olayı gerçekleri haberlerden öğrenmeyi bekleyeceksin. Gazeteler sana bundan bahsedecek birde.

Michael Jackson pisliği gördüğü için uyardı. Bu insanları anlattı, peki ne oldu? Çocuk tecavüzcüsü. Sende buna inandın hemen. Mahkeme hiç bir şey ispat edemedi. Belki sen inanmadın, Ama televizyon başındaki hipnoz tesiri altındaki insanlar arkada kurgulanan oyuna inandı.

Erol Bilbilik’in anlattıklarına bakarsanız, UNESCO ve UNICEF gibi örgütlerde zaten bu banker ve elit tebaanın elindedir. Yardımı bile kontrollü olarak yapıyorlar. İki tane ünlü çıkıp fakirlere yardım edelim diye bir basın toplantısında sırıtıyor. Yanında da iki tane UNICEF ve UNESCO yetkilisi bulunur. Ama bu adamlar hiçte fakir değildirler. Muhtemelen de NATO’da ya da çok uluslu şirketlerde yüksek bir tempoyla Dünya’yı mahvetmişlerdir. Ömürlerinin sonunda bile mevki peşinde olduklarından, temposu düşük olan “Yalandan Hayır İşleri” ne yönelmişlerdir. İki manken, iki sporcu ile aç Afrika’lı çocukların yanında gülümse dur. Bir gerçeği örtbas edip, yalandan bir hayırseverlik üretirler. Sorumsuzluktan öte suçluluklarını, fotoğraflara verdikleri bir iki gülücükle sümenaltı ederler.

 36

Akasya masonik literatürde “sonsuzluğu ve ihtişamı” ifade eder. Son logo’da zaten bu işten biraz anlayan bir adam için elitizmi gösterebilir. Çatı yukardaki elitizmi anlatır. Ve de her Mason Locasının girişinde bulunur. Hatta Federal Reserve, Masonların evleri, Akropolis ve soyluların eksik olmadığı birçok noktada vardır. 3 basamakta bir anlam taşımakta ama onu bulamadım. Bu kuruluşlar varlıkları itibari ile bile yalandır.

Sorunun nedenini bu yüzden gerçekte hiç açıklamazlar ve sistematik soykırım bu şekilde örtbas edilip, yüzyıllardır devam eder. Sizde Avrupa ve Amerika elinden geleni yapıyor da, şartlar gereği Afrika’ya gıda ulaşmıyor sanırsınız. Hatta biz de bu kervana katıldık geçenlerde Somali’ye gittik.

Ünlü sanatçılarımız ki bu grubun içinde AJDA PEKKAN ve NİHAT DOĞAN bile vardı. Bu insanların medya kimliklerine bir şey demeyeceğim (gerçi sanatlarını çok eleştirebilirim fakat beğenenler olabileceğinden saygılı davranmak istiyorum) ama duyarlılık açısından zaten çok önemli şeyler yapmadıkları ortadır. Her şeyden önce sanatçı da bulunması gereken eleştirel duruş yoktu. Yani eskinin saray şarkıcılarıdırlar diyebiliriz. Sanatta her şeyi yerinden sarsacak bir Rönesans ya da yenilik yaratmazlar. Bu birikimden de uzaktırlar. Ülke müziğini ve kültürünü temsil etmekten bu kadar uzakken Somali heyetine katılmıştırlar. Oraya iyilik götürmüştürler şözüm ona. Uçakta geriye kalan kitle kimdi? İş adamları ve gazeteciler. İş adamları da yatırım götürdü. Gazeteciler de yalanları kapattılar. Alınan ihaleler hakkında bir şey anlatmadılar.

Kara kıta artık Müslümanlar tarafından da sömürülecek. Çünkü AKP kapitalizme abdest aldırmayı başardı. Kareem Abdul Jabbar Türkiye’ye geldiğinde STV spikeri Hristiyanlardan şikâyet ederek şunu sormuştu: “Hristiyanların Afrika’yı sömürmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?” ama aldığı cevap şok ediciydi. Kendisi de Müslüman olan Jabbar “Afrikanın Güneyini Hristiyanlar sömürürken, kuzeyini de Müslümanlar sömürdü demiştir?”. Ben spiker adına elemlenmiştim. Çünkü cevap çok iyiydi. Dinden önce insan var. Sen insan olarak bir noktaya gelememişsen din sana ne etsin. Bu gezi de özet olarak, iyi niyet maskesi altında sömürü gezisidir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s