Home

İslam, Anadolu coğrafyasına geldiğinde burada Roma İmparatorluğu tarafından zulme uğratılan Sufiler (Gnostikler), Ortodoks Hristiyanlar, Zerdüştler, kısacası Roma zulmünden yorulan tüm halklar birleşip Selçuklulara Anadolu’nun kapısını açmışlardır. Bu noktada özellikle lise ders kitaplarına bakarsak olaylar gene eksik anlatılmıştır. Türkler hemen girip her yeri almışlardır derseniz büyük hataya düşersiniz. Düşmanın içine sızılmadığı sürece savaş kazanmak çok zordur. Bugün Amerika bile saldırmadan önce ülkelerin içine nifak sokmayı tercih eder. Aksi halde Vietnam gibi küçücük bir ülkede bile savaş kaybeder ve çekilir. Acı olan ise, savaşta kaybettiği ülkeyi bilek gücü ile değil Cola ve cikletleriyle ele geçirmesidir. Bu noktada Türklere verilen desteği görmemek körlük olur. 1000 yıllık Roma Cumhuriyeti bir savaşta kalkıp pat diye yıkılmaz. Bu noktada herkesi birleştiren benzerliklerdi. O da Sufilik temelinde bir leşen dinlerin kardeşliği ve benzerliğiydi.

Şimdiki, dünyanın içler acısı halini görünce sevgisizlik ve acı her noktayı kaplamıştır. Kar maksimizasyonu dünyayı mahvetmektedir. Üretim fazlalığı ve faiz sistemi ile bir şey yapmadan zenginleşen elit sınıfın sırtına bindiği devlet sistemi insanları drama sürüklemektedir. Kontrolsüz üretim, dünyayı neredeyse çöplük haline getirmektedir. İnsanlar doğayı kendilerine köle sanırken esasında doğanın insana ihtiyaç duymadığını, insanın doğaya ihtiyaç duyduğunu unutmamak lazımdır.

Bugünkü dünya sisteminin bir sorunu da çok hızlı çalışması ve sabretmeyi bilmemesidir. Queen grubunun bir şarkısının ismi “I want it all – I want it now” yani “Hepsi benim olsun ve şimdi olsun”dur. Bu felsefe hem şarkılara hem de devlet sistemine kadar işlemiştir. Yatırım, karlılık, büyüme, maksimizasyon ve optimizasyon gibi kelimeler insanları hırs, ilerleme ve büyüme arzusuna yöneltmiştir. Bu da önüne geçilemeyen savaşlar ve güç tutkusunu bir arada getirmektedir. Ek olarak bu felsefe zaten Amerikan “Neo-Con”larının yönetim mantığının temelini oluşturmaktadır.

Zaman fonksiyonu günümüzde çok hızlı çalışmaktadır. Enerjinin verimli kullanılması zaman fonksiyonuna oranlı karşılaştırmalara kadar indirgendiğinden, herkes zamanını daha çok güç kazanmaya harcamayı tercih etmektedir. Peki, hayatı yavaşlatmak için neler yapılabilir. Az çalışıp çok verimli olmak ve çok çalışmak yerine etrafını izlemek ve nefes almak insanları rahatlatabilir. Zamansal boyutun aşılması rahatlamanın tek çaresidir. Zamana dair hesaplamalar üzerinden gelişen sistem bugünkü sorunun ana nedenidir.

Eğitim ile başlayalım. Haksız bir Üniversite sınav sisteminin üzerine inşa edilmiş sistem çok komik işlemektedir. Sınavda çalışıp hak eden yerine, ailelerinden kalan mal varlıklarını referans gösterenlerin iyi okullarda okuması, zaten adalet duygusunu temelden yok etmektedir. Öte taraftan yetenek ve özelliklerimize uygun meslekler seçmek yerine zamana endekslenmiş bir üniversite sınavında başkalarıyla yarışmakta ve dakikada çözeceğimiz soru sayısı sınavda belirleyici olmaktadır.

Bu süreç ülkedeki bilimi felç etmektedir. Gerekli beyinler bin bir zorlukla maddi zorluklarla kazandığı üniversiteye nasıl devam edebilir. Üstelik puanlama sistemi yüzünden istediği bölümü kazanamıyorsa puanına göre yeteneklerinin çok ötesinde alakasız bir bölümde okuyabilir. Öte yandan dershane ve özel derslerde bu işi iyice rayından çıkarmaktadır. Bu da ömür boyu verimsiz ve mutsuz bir insanın doğmasına neden olmaktadır. Zaten üniversitelerde verilen aşırı teorik ve pratikten uzak bir eğitim zanaatkâr olan bu toplumun ruhunu zedeleyip toplumsal harmonisine uymamaktadır.

Ustanın yanında direk işin içinde pişerek yetişen ve gerektiğinde teorik eğitim de alan bir çocuk ise bu konuda bambaşka bir noktaya ulaşabilirdi. Bu modeli “Ocak” sisteminde bulabilirsiniz. Bu bir Sufi sistemiydi. Temelinde sevgi vardır. Hak eden kişi gerektiği noktaya emekle gelmekteydi. Bu sistemi Osmanlıya yerleştiren kurum ise Hacı Bektaş Ocağı idi. Birçok mimar (Mimar Sinan vb.), pek çok önemli devlet adamı (Sokollu Mehmet Paşa vb.) bu ocaklarda yetişmişti. ‘Ocak’ kelimesi ‘Loca’ kelimesindeki doğal üstünlük iddiasını aksine, ocakta pişmek, yorulmak ve sabretmek temelinde bir anlam içerir. Tabi biz bu gelenekleri Osmanlı’nın yükseliş döneminin başlangıcıyla kaybettik.

Bugün onun yerine örtük ilişki ağları ile hak etmediği noktalara yayılmış olan Masonik iş ağlarını rahatlıkla görebilirsiniz. Bu noktada verimsizlik ve gelir dağılımında adaletsizlik tavan noktadır. Çünkü işler, ihaleler ile tanıdık taşeron firmalara ve Loca üyelerine paslanmaktadır. Bu durumda, işi örtülü ilişki ağları ile yukardan bağlayan ekip haksız bir şekilde çok yüksek miktarda paralar kazansa da, altta emeği ve yeteneği ile bir noktaya gelmeye çalışan kesim, uzun çalışma saatlerine rağmen hayatını zor idame ettirmektedir. Sonuç olarak verimsiz, sevgisiz işleri ortaya çıkarmaktadır ki bugünkü toplumun en büyük sıkıntısıda budur.

Ordu sistemine gelince generallerimizin Ağlama Duvarı önünde yatıp kalkarak ülkesine değil cebine hizmet ettiğini anlayabilirsiniz. Dolayısıyla bu noktada satın alındıklarını söylemekten çekinmeyeceğim. Keza Jön-Türk hareketi de Osmanlı sisteminin sonunu getirmişti. Onlar da açıkça satın alınmıştı. Bu noktada kimse Yeniçeri Sisteminin faydalarını sorgulamamaktadır. Ders kitaplarında bize yanlış anlatılan ve kötü gösterilen isyancı yeniçerileri gerçekten tanımak lazımdır. Evlenmeden kendini sadece hizmete adayan bu insanlar kendilerini neden maaş verilmedi diye isyan etsinler. Erdal Küçükyalçın’ın “Turna’nın Kalbi” ismiyle yazdığı kitabında devletin kendilerine verdiği tüfeğin kalitesi kötü olduğundan kendi maaşları ile yeni tüfek alan yeniçerilerden bahsedilmektedir. Belki isyanları başka bir nedendendir ve haklıdır? Bu kitapları yazanlar çocuklara doğruları düşündürtmek istememektedir. Ama eminim ki kendileri bizden daha iyi bilmektedirler.

Bir örnek ile Kanuni’nin Şehzade Selim’i tahta çıkarmasına karşılık, Şehzade Ahmet’i desteklemişlerdir. Bu da onları isyancı olarak kötülemeye yetmez. Olayın aslı Şehzade Selim’in Annesi Polonya Yahudisi Hürrem Sultan’dır (Bazı kaynaklar kendisinin Katolik olduğunu söylemektedir). Zaten ihtirasları ile Osmanlı’ya verdiği zarar herkes tarafından söylenmektedir. Tarih yazarları da artık bu kadınının Osmanlı üzerindeki gücünü kabul etmiştir. Şehzade Ahmet, yeniçeriler tarafından desteklenmesine ve ilk varis olmasına rağmen Hürrem’in ayak oyunları ile babası Kanuni’ye öldürtülmesi saraya olan güveni sarsmıştır. 2. Selim’de beklentilerden şaşmayarak Duraklama dönemini başlatmıştır. Devlet ise annesinin eline kalmıştır. Sokullu olmasa çöküş çoktan başlamış olacaktı. Bana göre, bu nokta da yeniçerilerin yaptığı isyan değil doğrunun yanında olmasıdır. Zaten 2. Selim zamanında, ipini koparan yeniçeri ocağına alınmış ve ocak bozulmuştur. Osmanlıyı batıran ve Kanuni’yi de Yahudiler tarafından Muhteşem Kurtarıcı yapan temel neden budur. Bu analizler ışığında tarihi tekrar yorumlarsak Yeniçeri Ocağını temelsiz nedenlerle eleştirmek, bilinçli bir eylemdir.

“Star Wars” taki Jedi’lar gibidirler desem abartmış olmam. Bu adamlar dış güçler tarafından satın alınamaması için çok küçük yaşlarda orduya alınıp yetiştirilir. Herşeyleri ile hizmet edebilmeleri için evlenmeleri yasaktır. Hayatlarını da vermekten kesinlikle çekinmezler. Bu nokta da içlerine sızmak neredeyse imkânsızdır.

Benzer bir örgütte Selçuklular zamanında Haşhaşiler olarak İran’da kurulmuştur. Bu örgütte de evlenmek yasak sadece kendini adayarak hizmet eder ve ölümden korkmazlar. Eğitimler çok zorlu ve ağırdırlar, içeri sızmak ise neredeyse imkânsızdır. 1000 kişiye yakın bir ekip ile tarihin en büyük imparatorluklarından biri olan Selçukluyu çökertmişlerdir. Bu noktada araştırma yaptığınızda Haşhaşilerin de Sufi geleneklerine yakın izler taşıdığını bulacaksınız. Haşhaş içip hipnotize edilen, kadınla kızla kandırılıp cennet vaadi karşısında suikast yaptırılan adamlar değildirler. Bu iddiayı ortaya atan Marco Polo’dur. Yazdığı yazılardaki gerçeklik konu hakkında akademik çalışmalar yapanlar tarafından çoktan çökertilmiştir. Ama insanlar efsane dinlemeye meyilli olduğundan Vladimir Barthol’un “Alamut Kalesi” adlı kitabındaki benzer efsaneye inanmaya meyil etmektedirler. Kitabın iddia ettiği Nizamülmülk, Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah aynı dönemde yaşamamışlardır. Dolayısıyla güvenilir kaynaklar bulmak zorundayız. Buna ek olarak sistem bir süre sonra kontrolden çıkıp gayet karanlık bir tarafa yönelmiştir. Örgütlenme geleneği olarak bugün en gizli tarikatların bile feyz almaya çalıştığı bu örgüt bir süre sonra Haçlı istilaları için Anadolu ve Arap coğrafyasını yağmalayan istilacılarla ortaklıkta yapmışlardır.

Bu noktada Yeniçeri Ocaklarının ne kadar güçlü kurumlar olduğunu ve devleti nasıl bir arada tuttuğunu anlamak gerekir. Lise ve Ortaokul ders kitaplarından hiçbir şey öğrenemeyeceğimizin bir kanıtı da burada saklıdır. İyiyi kötü, kötüyü de iyi olarak anlatmaktadırlar. Örneğin ocağın içinden yetişen Sokullu Mehmet Paşa, Mimar Sinan gibi sadece isimler döneme değil, Dünya’ya da damgasını vurmuştur. Ders kitaplarında iki kalem sallama ile harcanabilecek basit bir sistem değildir. İade-i itibar yapma zamanı çok geldi ve geçmektedir.

Reklamlar

One thought on “ALTERNATİF OLARAK OCAK SİSTEMLERİ, YENİÇERİ OCAĞI ve SUFİLİK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s