Home

Bugünlerde dilimize yapışan bir laf var “Arap Baharı”. Nedir bu Arap Baharı? Bu adı kim verdi? Araplar kendilerinin içindeki bulundukları duruma “Arap Baharı” der mi? Bu olay Araplar olanlar için sadece “Bahar” olmaz mı? O zaman bu laf onlara başkaları tarafından takılmış olabilir mi? Yani “Arap Baharı” başkaları tarafından uydurulmuş bir sanallık mı? “Arap Bahar” ına kimler destek verdi, bu adı kimler taktı?

Bütün Ortadoğu planlarının baş stratejisti, dünya elitizminin, bankerlerin ve siyonizmin baş toplum tasarımcısı Bernard Lewis 1990 yılının başından itibaren tüm ilgisini Ortadoğu’ya çevirip The Wall Street Journal’da fikirlerini özetledi:

Bugün Ortadoğu’da yönetilen ülkeler barış yapamazlar. Çünkü bu yönetimler, bu halkın üzerindeki baskıyı sürdürmek ve halkın dikkatini dış düşmana yöneltmek için ihtilafa ihtiyaç duyarlar. Gerçek barış, ancak bu diktatörlüklerin mağlup edilmesi veya tercihen düşürülmesi ve yerlerine sorunları çözmeye eğilimli, seçilmiş hükümetlerin gelmesiyle sağlanabilir.”

Bugün Kaddafi’nin, Saddam Hüseyin’in öldürülmesi, Hüsnü Mübarek’in gösteriş olarak gitmesi, yerine onun kadar Amerika’cı olan ve her sene Amerika’dan milyarlarca dolar destek alan ordunun gelmesi, sonra onunda yollanıp onun yerine 1920’lerde İngiltere tarafından kurulmuş “Müslüman Kardeşler” örgütünün getirilmesi insanlara “Arap Baharı” gibi cazip bir lafla satıldı. Benzerlerini zaten “Turuncu Devrim”, “Mavi Devrim”, İran’da denenen “Yeşil Devrim” gibi isimlerle dünyanın başka yerlerinde gördük. Bu hareketler Soros’çu beyinlerin tasarladığı hareketlerdir. İçten halkı kandırarak yıkar. Seni yanlış bir devrime kanalize eder. Devrim yaparsın eskisinden daha rezil olur, bir ikincisine inancın kalmamıştır. Kaderine boyun eğersin. Mısır’da olan bu değil midir?

Saddam iyi bir insan değildi. İran’la gereksiz bir savaşı Amerika adına çalışırken başlatmıştı. Amerika’nın veridği kimyasal silahlar ile “Halepçe” katliamını yapmıştı. Ama 2 milyon kişi öldürmemişti. Bulunamayan kimyasal silahlar yüzünden 2 milyondan fazla kişi öldü, camiler bombalandı, binlerce tecavüz olayla gerçekleşti, Amerika ve İngiltere eli ile terörist eylemler yapıldı ve de bunlar ispatlandı. Yetmiyor yalancılığı kendi kamuoyunca bile ispatlanan batı, Suriye’nin kimyasal kullandığını iddia etmekte. Ne yüzle?

Batının finanse ettiği terörizmle bölgenin istikrarsızlaştırılması ve yönetilmesi çok kolay oldu. 2 milyondan fazla kişi Amerika’nın demokratikleştirmek için öldürdükleridir. Tecavüzleri de demokrasi namına yapmıştırlar herhalde. Camilerdeki ölen insanlarda modernleşmiş ve demokrasiden nimetlerini almıştır. 1,5 milyon göçen kişide tebdili mekânın ferahlığı için evlerini terk etmişlerdir.

l_2108_fd0c07716bed57e5759d1025fa89e780

Kaddafi ölmeden önce Libya, dünyada kimseye borcu olmayan bir iki ülkeden biriydi. Hatta Arap’lar ilk defa kendi kimliklerini bulmaya başlamıştı diyebiliriz. Kaddafi Batı dünyasının aristokrat ve elit sınıfına sızmaya başlamıştı. Berlusconi ile ittifakı onu daha da zengin yapmıştı. Nakit paraları ve altınları sayesinde Avrupa’ya ve Amerika’ya meydan okuyordu. Yer altı kaynaklarından halk ücretsiz olarak yararlanıyordu. Benzin çok ucuz, doğalgaz bedavaydı. Çocuk başına devletten para alınıyordu. Birçok hizmet devlet tarafından bedava karşılanıyor, belli miktarlarda işsizlik parası ödeniyordu. Avrupa’ya eğitim için yollanan öğrencilere 1500 dolara yakın burs veriliyordu. Hatta Avrupa’da seçimleri finanse ediliyor, lobicilik yapılıyordu. Avrupa aristokrasisine soylu olmadığından dâhil edilmeyen ve buna karşın hırslı olan Berlusconi ile ittifak kurup, karşılıklı büyüme sağlanıyordu. Kaddafi Avrupa’da sermayesi ile söz sahibi olmaya başlamıştı. Borcu olmadığı gibi borç veren durumuna geçmişti.

Bu kadar uluslararası yaptırım kıskacında olmasına rağmen, bize göre onlarca kat daha başarılıydı. Ama gel gör ki bu Avrupa için çok büyük bir tehditti. Sosyal devlet anlayışına dönmek üzere olan bir sistem, gözünü artık açmayı başarmış ve diklenmiş bir Arap kitle olabilirdi. Ayriyeten Kaddafi kimliğine sahipte çıkan bir adamdı. Kültür emperyalizmi bu adam için uygun değildi. Avrupalı aristokrat saraylarının önünde bedevi çadırı açıyordu. Devlet başkanları ile görüşmelerini de buralarda yapıyorlardı. Kimi modernlik hastası arkadaşlar bu durumu “çok banal” bulabilir. Ama çok kimlikli, çok haysiyetli ve kendi tarihine saygılı bir davranıştı. Hatta Avrupa arabaları yerine kendi prototip arabasına biniyordu.

http://ekonomi.haberturk.com/otomotiv/haber/169965-iste-kaddafinin-roketi

Türkiye’de eğitim almış paralı askerler, İngiltere, Fransa ve Amerika’nın ittifakı ile bu gelişmekte olan ülke yıkıldı. Kaddafi ne kadar diktatörde olsa gene Saddam gibi ittifak kuvvetlerinin kendi ülkesinde öldürdüklerinden daha fazla adam öldürmedi. Diktatörü savunmuyorum yanlış anlamayın. Sadece alternatif olarak getirilen sisteme bakınca ve baktığım sistem bana özgürlükçülük diye yutturulmaya çalışılıyor diye üzülüyorum.

Radikal islâm’dan şikâyetçi olan batının özgürlükçü diye desteklediği radikal İslamcı militanlar Kaddafi’yi yıktı. Ama sonuç NATO’nun askeri müdahalesi ile gerçekleşti. Yani özgürlük savaşçılarımız El-Kaideli’ydi ve NATO için çalıştılar. Libya’nın özgürlüğünü NATO namına kazandılar. Kazandıkları özgürlüğü de hemen paraya dönüştürdüler. Kamu malı olan petrol yatakları hemen Batı’ya devredildi. NATO gene demokrasi götürmüştü. Kaddafi’de bir zamanlar maddi destek sağladığı (Kaynak: Uğur Mumcu) Milli Görüş hareketinin yetiştirdiği Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ikilisi tarafından sırtından hançerlendi. Özgürlükçü denilen adamların bir bölümü Türkiye’de yetiştirilmişti. Amerika’nı terörist ihtiyacını karşılıyoruz.

Özgürlükçülerin lideri onlarca kez El-Kaide elemanı olduğunu haykırdı Tv’lerde, Şeriat istediklerini söyledi. Batının sesi sedası yoktu. Yahu bu adamlar El-Kaideli değil mi? Amerika’nın sürekli peşinde değil mi bu adamların? Hadi peşinde olmamanı bıraktım, bu adamlara ne yüzle yardım ediyorsun? Yoksa El Kaide senin üretimin mi? Özgürlükçü savaşçılarının pardon El-Kaide teröristlerinin içinde Amerikan birlikleri ne arıyor? Hani 11 Eylül El-Kaide tarafından yapılmıştı? Amerika ile El-Kaide nasıl birlikte hareket edebilir?

El Kaide gerçekte sistemin “düşman” ihtiyacını karşılamak için var olan bir yapıdır. Bazen de sistemlerin “Özgürlük Savaşçısı” ihtiyacını karşılar. Zaten kontrollüdür, öyle gerçekten eylem falan yapmaz. Batının ihtiyacı olduğu yerde açmazlarını çözer. Gerekirse Amerika’nın Afganistan’a ve Irak’a müdahele etmesi için. Gerekirse de Libya’da Kaddafi’nin devrilmesine yardım etmesi için. El Kaide diye bir şey gerçekte yoktur.

Katar’daki El-Cezire televizyonu maval anlatır. El-Cezire Usame’nin videolarını televizyonda verecekte, Amerika o televizyonu rahat bırakacak ha? Geçelim bunları! Bu videoların varlığı Amerika’nın işine gelmese orayı yerle bir eder. İran’dan petrol alıyoruz diye bize meydan okuyan bir ülke, bir televizyon kanalı ile mi uğraşamayacak, hem de Katar’ın bilmem neresinde? Kendi halkını savaşa hazır tutup, birlik sağlayabilmesi için bu palavraların yayınlanması şarttır.

Ama bu olaylar sırasında ilginç bir durum çıktı. Amerika’nın ciddi desteğini verdiği Tayyip Erdoğan ilginç bir poz verdi. Neydi?

“NATO’nu Libya’da ne işi var!!!” diye cellallenen başbakan portresi gördük. 1 Hafta sonra ise uslanmıştı ve

“Bu bir barış operasyonudur!!!” dedi.

Ne oldu bir haftada mutasyona uğradı bizim başbakan. Biri kulağını mı çekti? Neler diyorsun sen? Kim oluyorsun? Bu savaşın bana kârı kaç milyar dolar biliyor musun? Susmazsan senin de sonun onun gibi olur. Olmasın istiyorsan akıllı ol diyenler mi oldu? Geri adımın nedeni bu olabilir mi?

Ne demiştik bu yola girenler yukarda neler döndüğünü bilmez. Sana gerektiği kadarını anlatırlar, sen de kabul eder girersin. Sonra verilen görevi yapmayacağım falan hikâye bunlar. Adamı anasından doğduğuna pişman ederler. Herkese posta koyan Tayyip Erdoğan’ı bile muhallebi çocuğu edilir. Halkına kafa tutan bir adam, efendilerinin önünde diz çöktürülür.

Sonuç olarak bizim medya Kaddafi için hiç iyi bir cümle kullanmadı. “Diktatörün Sonu”, “Arap Baharı”, “Libya’da Özgürlük” gibi ne kadar palavra varsa anlattılar. Libya’da şimdi neler oluyor biraz açıp öğrenin. Bakalım ülkenin yeraltı kaynaklarını kimler götürüyor? Hangi batılı şirketler buralarda cirit atıyor? Sarkozy’nin ortak olduğu savaş fabrikası ne kadar kâr etti? Savaş nedeniyle oluşan borçlanmadan hangi banker aileler köşe oldu? Hangi petrol şirketleri işletmeyi ele geçirdi? Medya bunları da anlatsın.

Yani aynı “Fransız Burjuva Devrimi” gibi herkese güzelmişçesine özendirilen bir devrim yapıldı. Kazananlar gene İngiltere ve Fransa’da güçlü olan Rothschild ailesi başta olmak üzere Avrupa ve Amerika sermayesi oldu. İsrail haricinde bölge ülkeler istikrarsızlaştırıldı. Öte yandan Arabistan gibi krallıkla yönetilen bir ülke olsa da kimse ayaklanmadı. Ayaklansa da gösterilmedi. Uluslararası komplo gene süslü kelimeler ile sizi yedi. Yemeye de devam ediyor. Sıra da Suriye var ama o kolay lokma olmayacak.

Bu sistemde kimse karşılıksız Müslüman, demokrat ve dürüst olmaz. Bizim yalancı Müslüman yöneticilerimiz mutlaka bir bedel karşılığı satılmışlardır.

Sonuç: “Batı düşmanı olmayalım ama Batıdan asla ve asla, devrim, bahar, güz vb. halk hareketleri kalıbı satın almayalım, özenmeyelim.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s