Home

Çok ince bir ince ayrım var ki, önceden komplo teorisi denen iddiaları araştıran yazıları incelediyseniz, yaşadığınız her şey önceden Hollywood filmlerine yerleştirildiğini fark etmiş olacaksınız. Meğer küçük sahneler büyük gizemleri saklarlarmış. Lady Gaga “Alejeandro” klibinde piramitlerin önünde askerlerle yürüdüğü bir klip çekti ve kısa süre sonra Mısır’da olaylar çıktı. Angelina Jolie, Suriye sınırına geldi, sözde bir ayaklanma ile ülke 2 yıldır süren bir yıkıma başlamış oldu. Beyonce klibinde “Tiflis” tabelasını gösterdi, “Saakaşvili Amerika yanlısı bir devrim yaptı”. George Clooney babası ile Sudan büyükelçiliğinin önünde eylem yaptı, “Sudan’da iç savaş çıktı”. Örnekleri arttırmamıza sanırm gerek yok.

 Peki en önemli soruyu soruyorum. “Komplo teorisi olan veya gerçek olan şey nedir? Nasıl ayırt edilir?”

Cevap: Toplumda genel olarak bilinç ve gerçekliği “Medya” belirler. Nasıl mı? Medyada çok ünlü olmuş birkaç kişiye yüksek maaşlarla yalan söyletirsiniz. Kanallar zaten sizin, yazarlar da sizin, gerçeklik de sizin olur. İnsan beynine bir görseli veya sesi sürekli verirseniz bir süre sona istediğiniz düşünceye yönelim küçük olsa da oluşur oluşmaz, hemen balığı yakalarsınız. Bugün toplumun en fakirinden, en zenginine kadar %90’a yakın bir kitle evinde televizyon bulunduruyor. İzlediği olayları uzaktan izlerken izledikleri ile kendisini de birleştiriyor.

Bugün Suriye ile savaşa girmek için yayınlatılan haberlerin hepsini bu medya kartelleri yayınlıyor. Siz kalkıp sınıra gittiniz mi? Olayın olup olmadığını gözünüzle gördünüz mü? Yakınlarınız olaylara şahit oldu mu? Sorsalar anlatabileceğiniz şey sadece televizyonların söylediği olabilir. Benim birinci ağızdan Suriye’de yaşayan arkadaşlarım olayların hepsini Türkiye’nin çıkardığını anlattı. Kamplara giden Tayfun Talipoğlu’da sadece 1000 kişi kadar insanın kamplarda olduğunu ve de çok paragöz olduklarını anlattı. Parayı verinde istediğin şeyi konuşuyorlarmış röportajlarda. Kamplar 1000 kişi bile olmamasına rağmen, başbakan ve medya ise 25000 kişi olduğunu söyledi. (tarih: Mart 2012) Esad’ta Amerika’nın Irak’a girdiğinde yaklaşık göçen 1,5 milyon kişi için kamplar hazırladığını ve bunun muhabbetini bile açmadığını söyledi. Buna bizim hükümetimiz cevap vermedi. Neden? Çünkü işine gelmiyor.

Müslümanlar için savaşacak bir lider önce gider Afganistan’ın hesabını sorar, Irak’ta 2 milyona yakın kişi ölürken diklenir, burada yıkılan camiler, yapılan tecavüzlere meydan okur. Suriye konusuna girmeye gerek bile yok. Soru sormayı da mı unuttuk yoksa?

Zira Türk medyasında yalanlara çok yabancı değiliz. Darbeleri destekleyip, sonradan darbecilere kötü demesi, bu medyanın yaptıklarındandır. Bu medya dramlar yaratırken kendini işin içinden sıyırmayı da iyi bilir. Ama 12 Eylül, 12 Mart, 28 Şubat vb. derken binlerce insan öldü, içeri binlerce kişi alındı, sağcısı solcusu idamlar ve işkenceler oldu. Olurken şak saklayan sonra da her şey ayyuka çıkınca susan medya. Tayyip Erdoğan’ı yobaz yapıp sonrada kahraman yapıp başbakan eden medya, Ecevit’i baş tacı yapıp tepelere çıkarıp sonra da titrek bunağa çeviren medya, Demirel’i ısıtıp ısıtıp önümüze sunan sonra da arkasından söven medya; bunların hepsi de aynı medya değil mi? Bugün neden kendisine inanalım ki?

Bu olaylar kimin başının altından çıkıyor. Türkiye’yi kimler yönlendiriyor acaba, kimler bizi kumpasa getiriyor diye kendimize sorarsak. En genel soru, en doğru cevap olacaktır.

Peki bizim müttefiklerimiz kim?

Ben söyleyeyim: Amerika, İsrail, Fransa, İngiltere, Hollanda…

Gerçekten helal olsun size Müslüman olduğunuzu, doğulu olduğunuzu kanıtladınız. Peki bunlar nasıl oldu? Nasıl inandık?

Anahtar kelime “Medya” dır. Peki, komplo teorisi denen birçok şeyin doğru olup olmadığını kim belirler? “Medya’nın onu kabul edip etmemesi”. Medya sayesinde herkese ulaşan şey, topluma bir şekilde kabul ettirilirse gerçek olur. Çok kişinin aynı yönde düşünmesi bir şeyi doğru ya da yanlış yapmaz. Çünkü şartlandırılmış insanların doğrusu olamaz, ancak saplantıları olur. Bu noktada bilinmesi gerekenler ise zaten doğruların sistem tarafından çoğunluğa verilmemesi gerektiğidir.

Halk, etrafı yunuslar ile çevrelenmiş bir balık sürüsü gibidir. Yunuslar bu sürüyü avlamak için bir sağdan, bir soldan üzerine sorti yaparak yönlendirilirken hazırlanan tuzağa çekerek, toplu şekilde avlarlar. Sürünün içinde bunun farkında olan 3-5 tane balık ise bireysel olarak kenara çıkarak diğerlerini uyarmaya çalışır fakat sürü psikolojinin verdiği sanal güven hissi bu bireyleşememiş balıkların hakikati fark edememesine ve yok olmasına neden olur.

Bugünkü toplumda dünyada fakirliği, sosyal adaletsizliği, kıtlıkları, savaşları, ötekileştirmeyi yaratan insanların oluşturduğu medyadan, gerçekleri öğrenmeyi çalışmak boş bir uğraştır.. Bu insanların çaresizliğini gören sistem ise bin bir zorluklarla ulaşılan bilgileri diğerlerine aktarmaya çalışan insanları komplo teorisyeni olarak anlatamaya çalışarak, yaptıklarını bir süre daha gizlemeye çalışmaktadır. Ama bu kontrolden çıkan sanal ortam elitleri günden güne daha çaresiz kılmaktadır. Sızan bilgiyi kontrol edememektedirler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s