Home

Mustafa Kemal 2000’li yılların başına kadar eleştirilemez bir tabu, bir put olarak yaşadı. Çünkü onunla büyüdük, onun marşlarını okuduk, onun heykelleri önünde eğildik. O bir alışkanlıktı. İlkokulda bir asker gibi andımız okuduk, sanki bir ordu mensubu olarak yetiştirilmek için okula gidiyorduk. Oysa demokrasiyi daha rahat yaşayan toplumlar ise bizden çok farklıydı. Kimse savaş nidasına varan seremoniler şeklinde okula girmiyordu.  Hatta küçükken izlerdim ve şaşırırdım. “Bunlar nasıl öğrenci, üniformasız öğrenci mi olur?” “Hiçte disiplinli değiller, neden bu kadar çok gülüyorlar hem?

O dönemler bazen TRT’yi açar konserlerde olması gereken “Modern Türk Kadını” profilini izlerdim. Hatta bu metotlarla toplumun ilerlemesi gerekirken nasıl salaklaştığını görürdüm çaresizce. Aşağıdaki linkten sizde görebilirsiniz. Bereket şu aralar görmüyorum diye çok mutluyum.

İlkokuldaki müsamere çocuğu gibi şarkıların üzerine klasik musiki ezgilerini yedirerek, “Modern”liğin tarifini yapmış. İnsanları bir şeye çevirme olayından hiç vazgeçmediler. Hep ne olmamız gerektiği anlatıldı. “Türk ol”, “Aydın ol”, “Müslüman ol”, “Ot ol” , “Böcek ol” derken bir kendimiz olamadık gitti. Yahu birader ben neysem oyum. Sen beni bir şeye dönüştürmek zorunda mısın? Belki ben senden daha iyi bir şey olacağım ama sen benim önümü çok tıkıyorsun?

Bu ülke Cumhuriyetin ilk yıllarında her şeyi yasakladı yada kısıtladı. Dine nasıl inanman gerektiği, hangi mezhep olman gerektiği, hangi müziği dinlemen gerektiği, hangi kılık kıyafeti giymen gerektiğini zaten söyledi. O kültürel renklilik, o çeşitlilik, Osmanlı’nın elinde zaten can çekişen o mozaik paramparça oldu.

Tüm Dünya müziği literatüründe, bizim müziğimiz kadar bölgeden bölgeye bu kadar değişiklik gösteren, bu kadar enstrüman bolluğu bulunan bir ülke daha yoktur. Bağlaması, kavalı, neyi, tulumu, bendiri, sipsisi, zurnası, kanunu, cümbüşü, tanburu vb. bolluk içinde batı iyidir demek nereden çıktı. O da iyidir denmeli. Kendi müziğini ileri götürmek için uğraşmak gerekirken, elin müziğini ileri götürmek için uğraşmak nedir? Suna Kan, İdil Biret gibi süper yeteneklerimiz ne zaman Anadolu şarkılarına katkıda bulundular? Halk müziği ile uğraşanlar neden süper çocuk bursu alamıyor?

Muzaffer Sarısözen’in devletten yasaklarından gizlice kurtardığı derlemelere sığındı Halk Müziği. O da ellerinde kayıt cihazları dağ tepe kuş uçmaz, kervan geçmez dağ köylerinden ne kurtulursa artık. Kurtulanın daha kaç katı yok oldu? Devlet bu olaya Batılılaşmaktan daha fazla vakit ayırsaydı, bu kültür soykırımı yaşanmayacaktı. Bugün halen Anadolu’nun en güzel derlemelerini Fransızlar yapıyorlar. Türkiye’de bulamadığınız kayıtlar Avrupa’nın derinliklerinden çıkıyor. Demek ki senin anlayamadığın derecede önemli şeyler saklıymış orada ki adamlar gelip derleme yapıyorlar. Ramanzan Güngör’ün curasını, Talip Özkan’ın zeybeklerini TRT arşivlerinden değil Fransızların arşivlerinden Youtube aracılığıyla dinliyoruz.

Anadolu’nun her yerinde farklı elbiseler giyilir bu renkliliktir. Baharı Karadeniz farklı karşılar, Doğu Anadolu farklı karşılar, Ege bambaşka karşılar. Her gittiğim yerde birbirine benzeyen robotlar görmektense, daha çeşitli bir renklilik görmek isterim. Şapka kanunu, elbise üzerine dünya kadar kanun tasarısı derken mahvettik kimliğimizi.

Her bölgede yaşayan insan inancını farklı tasvir etmiş, ibadetini de bir o kadar renkli yaşamış. Maksat içtenlik ise herkes o kadar dolu dolu yaşamış. Yoksa elini öyle tuttun, senin namazın sayılmaz. Duayı okuyorken dilin sürçtü olmaz bir duruma kaldıysak yandık. Özal’da, Demirel’de, Çiller’de hatta utanmadan Kenan Evren bile dinine vakıf bir insan olduğunu söyledi bu ülkede. Herkes parsayı toplayıp götürmedi mi? Onlar Tv’lere poz vereceğim diye “doğru bir şekilde” tutarlar ellerini kollarını ama samimiyetlerini bilemem doğrusu.

Örneğin dini cemaatlerin halkın üzerindeki sömürüsü denetlenmelidir fakat devlet tekeline girmiş bir din olabilir mi? İstediği fermanı vermeyen şeyhülislamı asan istediğini getiren padişahtan ne fark kalır ki? İstediğin konuşmayı yapmayan Diyanet işleri bakanını kov gitsin. Yobazlığın her türlüsüne karşı olmakla beraber insanları kılıfa sokan ve dönüştüren devlet anlayışları bir o kadar yobazdır. Bektaşi dergâhları, birçok tarikât Kurtuluş Savaşı’na ciddi destek verdi. Bazıları gerçekten dini sömürenler olabilirdi ama acımasızca hepsini kapatmak ise vicdansızlıktı. Binlerce yıllık tarihi gelenekleri ve değerleri olan bu kurumları sorgusuzca kapatmak, bana göre hiç modern değildi. Örneğin bugün yobazlaşmanın temelini esasında o günler aramak lazım.

Tarikatlar bir şekilde camilerde hayatına devam etse de, bugün Bektaşi dergâhları tamamen diskalifiye oldu. Bir kültürel facia yaşandı. Bugün Avrupalısından, Avusturalyalısına kadar turistler “Mesnevi” okurlar, ney dinlerler, semazen izlerler. Çünkü buranın ürettiği ve değer taşıyan gerçek yapı taşları bunlardır. Bunlarda ne kadar ret edersek edelim bizim kimliğimizi ve özümüzü oluşturur. Avrupa Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Demet Akalın dinlemek için buraya gelmez. Onlar zaten bunun hasını üreten bir toplum. Asıl soru biz kimiz?

Çakal Karlos, dünyaca ünlü küresel anti-kapitalist eylemci ki, sistem ona terörist ilan etmiştir kendince. Karlos babasının bir dini olmadığını onun din olarak Marksizm’i seçtiğini anlatıyor: ”Tanrıya olan inancını kaybetmekten doğan boşluğu Marx ve Lenin ile doldurdu.” demiştir. Sanırım bizde dinin yerini “Modernizm” ile doldurduk. Sadece “Modernizm” olsa esasında sorun yok, önceden de dediğim gibi “Modernizm” dini sayesinde geçmişimize düşman olduk. “Eski Bize” benzeyenlerle durmayan bir savaşa başladık. Kendimize düşman olduk yani.

Bernard Lewis bakalım konu hakkında neler konuşmuş gene.

Erol Bilbilik’in “DERİN DÜNYA DEVLETİNİN ADAMLARI” adlı kitabından alıntı Syf 12

Emperyalist işgalden sonra Türklerin vatanlarını nasıl kurtardıklarını, daha doğrusu nasıl “kurtaramadıklarını” şöyle aktarıyor: “Bir süre sonra Türkler anavatanlarını Anadolu’yu kurtarmayı başardılar ama bunu İslâm adına değil, Mustafa Kemal adlı bir Osmanlı generalinin, daha çok bilinen adıyla Kemal Atatürk’ün önderliğinde laik bir ulus hareketi aracılığıyla yaptılar. Mustafa Kemal Türkiye’yi Batılı tahakkümden kurtarmak için başarıyla savaşmış olsa da, Batılı ya da kendisinin tercih ettiği deyimle, modern tarzları benimseme yolunda ilk adımları attı. Yaptığı ilk işlerden biri, Kasım 1922’de Saltanat’ın kaldırılmasıydı” diyor. Lewis’in anlatmaya çalıştığı, Türklerin boşuna kurtuluş savaşı verdiği ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla Batının tahakkümünden kurtulmadıkları, savaşsız ve silahsız kendi rızasıyla Batı’nın tahakkümüne girmesidir.

Bernard Lewis’le aynı fikirdeyim. Savaşlar ne olursa olsun kazanmakla bitmez, sana kendi müziğini dinletebiliyorsa (R&B, Rock, Jazz, Metal,Klasik Müzik, Fusion), kendi elbisesini giydirebiliyorsa (L’evis, Wrangler, Dolce&Gabanna, Tommy Hilfiger, Ray Ban vb.), kendi parasını kullandırabiliyorsa(Dolar, Euro, Sterlin vb.), açıkcası sen “O” nu yaşıyorsan savaş kaybedilmiş demektir. İstediğin kadar toprak kazan sadece “Bayrak Özgürlüğü” kazanırsın olay bu kadar basittir. Biz toplum olarak Zurna sesinden nefret eder hale geldik ama filmlerde “Gayda” dinleyebiliyoruz. “Gitar” dinlerken kendimizi Modern hissedebiliyoruz ama bağlama görünce “Haç gören vampire dönüyoruz”. Bu sizin kendinize ne kadar uzak olduğunuzun ölçütüdür.

Hepimiz kullandık bu elbiseleri, müziklerin her türlüsünü dinledim, her türlü dövize de yatırım yaptım ama artık farkındalık oluşturma zamanı. Kimliksizleşme olayı ayyuka çıktı ve artık yaşadığımız coğrafyaya yabancı bir hale geldik. Doğayı katlediyoruz. Bu şekilde George Soros’un 50 sene önce planladığı su savaşları yakındır. Çünkü o bir plandı ve şimdi biz temelini atıyoruz.

Cumhuriyet, Saltanat, Komünizm, Anarşizm, Faşizm vb. kavramlarla uğraşacağımıza bölgesel yapıya uygun bir modeli biz üretseydik durum biraz daha farklı olabilirdi. Her zaman “Modern” hastasıyız ya bir kavram üretecek kadar modern olamadık. “Modern”liğimiz Amerika-Avrupa’nın belirlediği bir modernlik kadar. Onların önerdiği kadar ileri ya da gerideyiz. İran onların dediğinden daha fazla  modern olmaya çalışıyor diye, kriz yaşanmıyor mu? Adamlar Atom enerjisi benim tekelimde, senin modernlik sınırın var kardeşim diyor.

Acaba biz çok yeni, bize ait bir şey üretsek ve önemli olsa Avrupa bunu hemen alır mı? İlk önce kültürel sarsıcılığına bakacaktır. Almanya, Türk ya da Kürt dili üzerine ilköğretim ya da ortaöğretim veren okulları dokusunu bozabilir diye kabul etmedi. Ama biz Saint Joseph, Saint Benoit, Saint George, Robert College, Üsküdar Amerikan Lisesi, Tarsus Amerikan Lisesi vb. okullarda okumayana iş bile vermiyoruz.

100 sene önceki müzik, masal, mani, orta oyunu, meddahlık, halk oyunu vb. çeşitlilikler tükeniyor. Bu ileri gitmişliğimizi değil, gerilememizi gösteriyor. Yaşar Kemal bir yazısında şunları demişti.

“Yasaklar Türk dilini, kültürünü de cılızlaştırıldı. Örneğin, nüfusu her zaman Anadolu’nun üçte biri olan Kürtlerin dilinin, kültürünün özgür kalması Türk dilini, Türk kültürünü de zenginleştirirdi. Türk kültürü de Kürt kültürünü zenginleştirirdi. Çerkes, Laz, öteki Kafkas dilleri, Arap, Süryani, Asuri dilleri de hem birbirlerini aşılar, zenginleştirir, hem de Türkçe’yi, Kürtçe’yi zenginleştirirlerdi. İnsanlık kültürüne kaynaklık etmiş kadim Anadolu kültürleri gibi, bugünkü Anadolu kültürleri, eskisi kadar insanlık kültürüne kaynaklık edemeseler bile, gene çok yardım edebilirlerdi.”

Yazının aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=946734&CategoryID=78

Cumhuriyetin elbette güzel yanları da var ama bir toplumun belleğini nasıl silip attı onu da görmek lazım. Örneğin Latin alfabesine geçiş Modern’di. Ama böyle köklü bir değişikliği aniden yapmak tarihimizle olan ilişkimizin aniden kopması demektir. Japonya’da, Arapça’dan daha zor bir alfabe kullanılıyor ama teknolojide dünya deviler, Rusya dünyanın ikinci büyük gücü alfabeleri ise kendilerine özgü, İran yobaz dediğimiz halleriyle “Atom Enerjisi’ni” kendisi üretiyor. Biz o çok gelişmiş Latin alfabesi ile bir şey üretemiyoruz. Dünya’daki ilk rasathane İran’da açılırken, Avrupa sürünüyordu ama Latin harfleri kullanıyorlardı. Demek sorun alfabe sorunu değil.

Tarihinden kopuk bir toplum olma nedenlerimizden biri de dil sorunudur. Dünyadaki en büyük devlet arşivlerine sahip olsak da bir şey yapamayız. Çünkü onu okumayı bilen insan sayısı 100 yıl içinde bir avuca düştü. İngilizce şarkıları anlasak da bir Musiki’yi anlayamıyoruz ya da Urfa Divanı’na gitsek sözleri sanki arapça gibi geliyor cümleler. Oysa Osmanlıca çok güzel bir şiir diliydi. Farsça, Türkçe, Kürtçe, Ermenice ile kaynaşmıştı ve de zengindi. Savaşlar da bile padişahlar meydanlardan önce, birbirlerine şiirler ile savaş açarlardı. Padişahlar aynı zamanda birer şair olurlardı. Konusunu işlediğimiz Şah İsmail ve Yavuz savaşında Batıya hiçte benzemeyen bir savaş anlayışı vardı. Şiirler, gazeller de havada uçuşmuştu.

Bu kültürel yozlaşma, sanatımıza gayet yansımış durumda. Hande Yener, Demet Akalın, Sinan Akçıl, Grup Hepsi, Murat Boz gibi figürler mükemmel şarkı sözleri ile kültürümüze binlerce yıl unutulmayacak köklü eserler vermekteler. Örneğin “Üç kişi, beş kişi, on kişi – Yordu çok herkesi aşk işi” “Sabaha kadar kucaklar beni Romeo – Gerçek aşkın savaşçısı” bazı destanlaşmış eserlerin arasına çoktan girmiştir. Ölümsüz eserler üretiyor günümüz müziği. Şaka bir tarafa kısacası “Kültür Erozyonu” değil “Kültür Heyelanı” yaşıyoruz.

Kısacası:

“Modernleşme kimliklere saygılı ve kültürel renkliliği arttıracak şekilde yapılmalı. Aksi harakiri yapmak demektir”

“İlerlemek ve modernlikten kasıt, küçük elit bir kesimin gücü sayesinde medyada reklamını yaptığı yeni formlara kendini benzetmeye çalışmaktır”

Reklamlar

One thought on “MODERN TÜRKİYE’NİN DOĞUŞU

  1. Yazınızda Batı’nın “Mesnevi” okuduğunu ve daha birçok kültürümüzdeki bazı unsurlara bizden daha iyi sahip çıktığını ifade etmişsiniz. Diğerleri hakkında bilgim yok ama “Mesnevi” dediğimiz şey “Pornografiye” , “Müstehcenliğe” dayalı ve çok “utandığım” daha sonra da “sövdüğüm” bir eserdir. Bu zatın “UNESCO” tarafından koruma altına alınması da hiç tesadüf değildir! Ne demek istediğimi şu yazımı okuyarak anlayabilirsiniz. Selamlar.

    https://halitcandundar.wordpress.com/2016/01/21/mevlana-sapikliklari/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s