Home

OSMANLI’NIN KURULUŞU AŞAMASINDA ANADOLU HALKI ve BEKTAŞİ OCAKLARININ KATKILARI

 Osmanlı kuruluş döneminde hep Anadolu beyleri ve Bektaşi (Sufi) dergâhları ile birlikte hareket etmiştir. Zaten binlerce yıldır zanaatkâr olan Anadolu halkı ile ki bunlar Aleviler, Ermeniler, Kürtler vb. dir. Bu halklar zanaat ocaklarının kurulması ve Ahi teşkilatlarının gelişmesini sağlamıştır. Bunlar pat diye bir padişahın gelip olay mahallini analiz edip “Bu şöyle etsin, Şu şöyle etsin” demesiyle gerçekleşecek bir durum değildir. Her şeyi padişahlara mal etme olayı hastalıklı bir durumdur. Ortak hareketin ürününü bir kişiye mal edemeyiz. Zaten o zamanlar yerleşik topluma daha geçmemiş olan Türk toplumunun Ahilik sistemi ve Ocak sistemlerine yabancı olması şaşırtıcı bir durum değil, bu tezimizin ispatıdır. Anadolu’nun yeni konukları olan Türkler yerli halk tarafından Roma’ya karşı desteklenmiş ve yardımcı olunmuştur.

Osmanlı daha yokken bile Anadolu’yu işgal eden Bizans’a karşı savaş veren Anadolu’nun yerli halkının çoğu Alevilerdir (Eski Gnostikler artık Alevi-Bektaşi ismini almışlardır). Dolayısıyla Osmanlı yapısını çok iyi bildikleri düşmanlarına karşı örgütlediler. Bu konuda örnek vermek gerekirse Danişmend Bey’in Haçlı Ordularına karşı giriştiği gerilla savaşı Osmanlı’dan çok önceydi. Battal Gazi destanı da Malatya’da aynı isimle bulunan belde de örgütlenip Bizans’a karşı savaşan bir Alevi Beyi’nin hikâyesidir ki bu da Osmanlı’nın kuruluşundan önce geçmiştir. Zaten Battal Gazi beldesi halen Alevi toplumunun sıklıkla yaşadığı yerdir.

Erol Bilbilik’in “Dünya Derin Devletinin Adamları” kitabında, dünyaya kan kusturan David Rockefeller, Zbigniew Brezinski, Henry Kissenger, Samuel Huntington, Richard Perle gibi Amerika’nın başkanlardan bile daha etkili isimlerin akıl babasının Ord. Prof. Bernard Lewis olduğu belirtilir. İngiltere Kraliyet ailesi ve istihbarat kuruluşları adına çalışan Bu adam Afrika ve Şark bakanlığı (eski adı Koloni Bakanlığıdır) adına da görev yaparken şunları söylemiştir.

21

İlginçtir, son derece zengin Arapça, Farsça ve Türkçe islam tarihleri içinde hanedanlıklarının, şehirlerin ve en başta islam devleti ve cemaatlerinin tarihi vardır ama İran ve Türkiye’nin bir tarihi yoktur”.

Bernard Lewis

 Evet, tamda önemli noktaya parmak basmıştır. Çünkü biz tarihimizi Modern Türkiye diyerek baştan tasarladık ve geçmişimize yabancı bir toplum olduk. Bakın ki Dünya’nın en tepe isimleri bile bu halimize şaşırıyorlar. Kürt kelimesi görünce korkan, Alevi duyunca tüyleri diken diken olan, Ermeni ve Rum’u duyunca cin çarpan, televizyonlarda sürekli bu insanlara karşı kışkırtılan, mahkemelerde sonuç alınmayacak davalarla ötekileştirilen %50 gibi bir nüfus var. Kürt + Alevi + Ermeni + Rum Muhalif toplamı % 50’yi değil daha fazlasını bile kapsar. Öteki yarısından nefret eden bir toplum olabilir mi? Olursa sadece bölünür bu da kimseye yarar getirmez. Zaten şimdi de Cemaatçiler var. Onlar sadece “Kürtleri, Alevileri, Solcuları” değil, işine gelmeyen cami hocalarını bile içeri alıyorlar. Örneğin devleti ve içine sızan unsurları eleştirdiği için kendini “Kadın tacirliğinden içeride bulanlar var”. Bakalım Cübbeli Ahmet Hoca neden içeri girmiş.

Kendisi ile çok kesiştiğimi söyleyemem ama bütün risklerine rağmen her şeyi göze alıp içeri giren herkese de saygım sonsuzdur. Önemli olan aynı olmak değil, farklı olsak da ortak kesişim noktası bulabilmektir. Adam bir tehlikenin farkındaymış. Suriye savaşına Türkiye’yi taşıyanların cemaatin, masonların ve Yahudi tebaanın olduğunu açıkça anlatmış.

Şimdi Kuruluş aşamasına geri dönelim,

Bu tip kökene yönelik araştırmalarda kelime kökleri gayet aydınlatıcıdır. Çalışmamın bu noktasında kullanacağım “Ocak” ve “Gazi” kelimeleridir. “Ocak” kelimesinden anlayacağınız bu kurumun tasarımcılarının Alevi-Bektaşi olduğunu gösterir. Çünkü bu dergâhın farklı yerlerindeki kollarına “Ocak” denirdi. Ahi ve Yeniçeri ocağı yapıları zaten Bektaşi ocakları aracılığıyla kurulmuşlardı. “Gazi” kelimesi ise savaştan sağ çıkan anlamından ziyade savaşçı, kahraman olarak anlam taşımaktaydı. Yukarda bahsettiğim “Battal Gazi” bu sıfata Osmanlı’dan çok önce haiz olmuş bir isimdi. “Gazi” birçok alevi deyişinde de rastlanılan bir kelimedir. Örnek olarak bir tanede isim vereyim “Nedir Ey Gaziler Benim Yandığım”. Hatta Osmanlı kurulurken de bu isimleri çok duyarız: Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Orhan Gazi, Murat Gazi bunlardan bazılarıdır. Anlaşılan şu ki Osmanlı yerli halka karışarak melez bir kültür sentezlemiştir. Bu da Osmanlı’nın yerleşik hayata çabuk uyum sağlamasını sağlamıştır.

Yeniçeri Ocağı dediğiniz kelime esasında kimin ürünü olduğu açıktır. Ocağı kuran Alevi-Bektaşi Ocaklarıdır. Roma’ya karşı savaşmak amacıyla kurulmuştur. Ama zihin tutulması yaşadığımız bir dönem olan 70’ler ve 80’ler de Ülkü Ocakları Alevi avına bol bol çıkmıştır. Bektaşiler Ahilik ve Yeniçeri ocağının içinde bulunur ve güçlüdürler. Hatta bu ocakların direk Bektaşi Ocağına bağlı olduğunu söylemek daha doğru olur. Bu konuda aşağıda daha detaylı bilgiler vereceğim. Yeniçeri ocağının kurulması fikri Murat Hûdavendigâr’a Danişmend Bey (Yeri Malatya’da bulunan Alevi Beyliğidir) tarafından verilmiştir.

Roma karşısında başarıyı sağlayan temel öğe buydu. Anadolu birliği savaş ile değil saygı ile kazanılır. Ne kadar Alevi, ne kadar Türk, ne kadar Kürt, ne kadar Sünni ölürse bu o kadar da kayıp demektir. Hatta bu insanlar birbirlerini öldürürlerse kat be kat daha büyük bir kayıp demektir. Osmanlı kuruluşunda birbirlerine kışkırtılmış Alevi ve Sûnni cemaatlerinden oluşmuyordu. Herkes Bektaşi ocağı çatısında toplanmışlardı. Bu Bektaşi ocağının varlığından tam 2000 sene öncesine giden yani M.Ö. 2000’lere kadar uzanan Hitit’in öyküsüne kadar uzanan bir kültürdür.

Roma tarafından balkanlara sürgün edilen Sufiler yani biz onlara artık Bektaşilerde diyebiliriz, bu insanlar Osmanlı’da devlet örgütlenmesini duyunca hemen başka ülkelerin kabuklarından çıkıp Osmanlı tarafına geçmiştirler. Bu durum kendini kutsal sanan Roma İmparatorluğunu kudurtmuştur. Neredeyse savaşmadan bütün balkanlar alınmıştır. Bu gelişmeler ise İstanbul’u tamamen çıplak bırakmıştır.

Bektaşi Ocaklarından Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye kızını vermesi ve Osman Gazi’nin Anadolu’da gerekli saygıyı alması ve savaşmadan herkes tarafından kabul görmesi çok manidar bir durumdur. Bu arada Orhan Gazi’nin de bu dergâha olan bağlılığı çok iyi bilinmekteydi. Murat Hûdavendigâr da zaten bu ocağın kurulması için Bektaşiler ile birlikte çalışmıştır. Zaten soyadı da hangi yapıya mensup olduğunu dair manidardır. “Hû” kelimesi Bektaşi ve Sufilerin Anadolu’da bolca kullandıkları bir kelimedir. “Hûda” ise “Allahı” sembolize etmektedir. Ve Orta Asyadaki Türki Cumhuriyetlerde ve İran’da halen “Hûda” kelimesi çok kullanılmaktadır. 2.Murat ise tahtı oğlu Fatih Sultan Mehmet ‘e bırakıp dergâha çekilmesi ise devletin dine bugünkü gibi bakmadığını anlatmaktadır. Bugünkü ders kitapları olayı anlatırken sistematik bir şekilde bu olayları göz ardı etmekte ya da bilinçli bir şekilde görmezden gelmektedir.

Bu yazıyı yazarken amacım Sunni topluma kötü demek değildir. Zaten inanış bazında hiçbir eleştirim olmadığını fark edeceksinizdir. Eleştirim şudur: dini koyu ve tutucu bir yapı olarak tanıtıp, iki lafın birini Allah’a çevirip dini Afyon haline getirerek toplumu köreltip iktidarlarını güçlendirmek amacıyla kullanan iktidar sahiplerini eleştirmektir. Din dışsaldan çok içsel bir olgu olduğundan yönetmek değil hizmet etmek ile alakalı bir durumdur. Ama dini bütün olduğu iddia edilen kesimlere yıllardır öldürtülen bir tebaanın hakkının iadesini sağlamak ve çocuklarımıza bilinçli bir şekilde yanlış anlatılan, tarihin düzgünce anlatılmasını sağlamak, eleştirel bakılmasını sağlamak bu yazıdaki temel amacımdır.

Konu hakkında wikipedia’dan yapılan alıntı aşağıda bulunmaktadır. http://tr.wikipedia.org/wiki/Yeniçeri_Ocağı

Avrupa’da kurulan devamlı ordudan bir asır önce vücuda getirilmiş olan Yeniçeri ordusu, Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde çok etkin bir unsur olarak ortaya çıkmıştı. Bu ordu, teşkilat ve disiplini ile bu sıfatı taşımaya hak kazanmıştı.

Piyade birliği olan Yeniçeri ocağının, hangi tarihte kurulduğu kesin olarak tespit edilememekle birlikte bunun, 14. yüzyılda I. Murat (Hüdavendigar) döneminde Çandarlı Kara Halil Paşa’nın tavsiyesiyle bir ocak halinde kurulduğu söylenebilir. Bazı kaynaklarda bu kuruluşun 1365 yılında olduğu söyleniyorsa da büyük bir ihtimalle bunun 1362 yılında olduğudur. Şu gerçek bilinmelidir ki, Osmanlı kuruluş yıllarında koyu Sünni düşünceye sahip bir yapıda değildi. Özelikle Orhan Gazi’nin Alevî-Bektaşilikle ilgilendiği bilinmektedir. Orhan Gazi yeniçeri teşkilâtı kurulacağı zaman Hacı Bektaş dergâhına gelir. Yeni kuracağı yeniçeri ocağı icin dua ister. Hacı Bektaş, Pir’i de Bunların adı yeni asker Yeniçeri olsun diyerek Cenabı Hak yüreklerini ak, pazularını kuvvetli, kılıçlarını keskin, oklarını tehlikeli, kendilerini daima galip buyursun diye dua eder. O yüzden yeniçeri ocaklarına Ocak-ı Bektaş-î-yân, kendilerine Taifei Bektaş-î-yân, Güruh Bektaşiye, Zümre-i Bektaşiye gibi isimler vermişlerdir. Osmanlı Devleti, devşirme denilen Hıristiyan çocuklarından oluşturduğu orduyu Hacı Bektaş-ı Veli’nin düşüncelerinden yararlanarak eğitti ve şekillendirdi. Yeniçeri Ordusu denilen bu ordunun başında bulunan ağa da Bektaşî idi. Bu ordu, 1826 yılına kadar Osmanlı Devleti’nin birinci gücü olmuştur. 1826 yılına kadar Osmanlı Ordusu savaşa gitmeden önce, Yeniçeri ocağından bir müfreze Hacıbektaş’a geliyor, Dergah Avlusu’nda saf tutarak, Hacı Bektaş-ı Veli Evlâdı’ndan postnişi olan zatın da katılması ile: Mü’miniz Kalû-Beli’den beri… Hakkın Birliğine eyledik ikrar… Bu yolda vermişiz seri… Nebimiz vardır Ahmed-i Muhtar… La Yezal mestaneleriz… Nur-ı ilahide pervaneleriz… Sayılmayız parmak ile tükenmeyiz kırmak ile… On iki imam Pir-i tarikat cümlesine dedik beli… Üçler, beşler, yediler… Nur-ı Nebi Kerem-i Ali, Pirimiz üstadımız Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli… Demine devranına Hü diyelim Hü! diye gülbang çekiyorlar (dua ediyorlar) ve Pir’den himmet istiyorlardı. O tarihlerde yaşayan kişilerden aktarılan bilgilere göre Yeniçeriler’in gür sesi Hacı Bektaş-ı Veli’nin her tarafından duyuluyordu.

Osmanlı’nın devlet sisteminin orduda ve meslek zanaat localarında gövdesi olan Yeniçeri Ocağı ve Ahilik Ocağının temelleri ilk olarak Orhan Gazi zamanında oturtulmuştur. İleride göreceğimiz taht kavgaları, bozulan devlet sistemi ve zanaat locaları bu dönemlerde gayet düzenli çalışmaktaydı ve halk ile bir bütündü. Kuruluş döneminde kurulan bu sistem, tüm bozulmalara rağmen Osmanlı’yı 500 sene taşıyacaktır. Esasları itibari ile Osmanlının “İlerleme”, “Duraklama” ve “Gerileme” olarak tanımlanan periyodlarda ise güç hastası devlet padişahlarının başına buyruk tavırları, bu davranışlardan çıkar elde etmeye çalışan ulema sınıfı ve devletin içine sızmaya başlayan masonluk gibi batıni yapılar bu sistemi uzun zaman çökertememişlerdir. Çünkü yapısal olarak çok sağlam bir örgütlenmeydi.

Bugün ise devletin resmi ders ve tarih kitaplarının bu ocak sistemini bilerek ve yanlı bir şekilde kötü anlattığını açıkça söyleyebilirim. Çünkü bu sistem Roma sisteminin çözülmesinin tek çaresidir. Bugün Roma Cumhuriyeti kabuk değiştirerek Amerika, Fransa ve İngiltere’de devam ediyor. Ama finansal çarklar ve elitler halen aynıdır ve aynı aile köklerine sahiptirler. Onları ilk olarak sistemli yenen yapı yeniçeriler olduğuna göre bizim ders kitaplarından onlara saldırmaları çok normaldir. Gerçekler zaten okuldaki ders kitaplarında anlatılabilecek kadar değersiz olamaz. Ulaşılması yoğun bir çaba, araştırma ve samimiyet gerektirmektedir.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s