Home

YAVUZ SULTAN SELİM

Bugünlerde adını sıkça duyduğumuz Yavuz Sultan Selim bir kısım tarafından göklere çıkarılırken, öteki yerin dibine batırılmıştır. Ama lakabındaki “Yavuz” kelimesinin taşıdığı anlama binayen “Acımsızlığı” ile meşhurdur. Esasında bu hangi tarafın haklılığının daha baskın olduğunu göstermektedir. Çünkü “Yavuz” kelimesi iki tarafında ortak kullandığı ortak kelimedir. Halka olduğu kadar ailesi içinde de acımasızdır. Önümüzdeki pragraflarda bu konudaki sicilini açıklayacağız.

Yavuz Sultan Selim’in eşi Polonya Yahudi’si Helga’dır. Bu durum Yahudiler açısından ne anlama gelir? Yavuz,’un oğlu Kanuni Sultan Süleyman yani “Muhteşem Süleyman” ‘Yahudi’ demektir. Hatta kendisi Yahudilerin en ünlü hükümdarı, Süleyman’ın ismini almıştır. Bu da bir gösterge olabilir mi acaba? Ha yetmedi derseniz aşağıda bu konuya daha çok vurgu yapıp kanıtları göstereceğim. Sevgili babası Yavuz da Anadolu halkına yaptığı kıyımlarla meşhurdur. Pir Sultan Abdal hikâyelerinden ve türkülerinden anlayacağınız kıyımlar haddinden fazladır. O yüzden yazılı kaynak olmasa bile türküler ile bu konu 500 yıl sonraya taşıtacak kadar acılar bu halka yaşatılmıştır.

Bu noktada Anadolu halkının ne kadar gelişmiş bir medeniyet olduğunu anlamamak tamamen bir körlük olacaktır. Dünya’da neredeyse her ülkede resmi tarih aracılığıyla gerçek saptırılmışken, Anadolu’da türküleri ile haksızlıkları geleceğe taşıyan bir toplum vardır. Hem gerçek, hem tarih, hem de estetik ve sanat. Bu bizi dünyada ayrı bir noktaya taşıyabilecek en önemli değerlerimizdendir. “Acıyı bâl eylemek”

Yavuz Sultan Selim’in aile sicili…

  • Önce babasını öldürttü.

  • Kardeşleri Korkut, Ahmet, Abdullah, Şehinşah, Şahsultan, Alemşah, Mahmut ve Mehmet’i öldürttü. Bunların tüm eş ve çocuklarını da öldürttü.

  • İran seferi öncesi gizlice sayımı yapılan 40.000’i aşkın Şii ve şafi mezhebi mensubu çoluk-çocuk, yaşlı-genç öldürüldü. Bu yapısından dolayı kendisine “Yavuz” lakabı verildi.

  • Oğlu Kanuni’ye de zehirli kaftan yollayıp öldürmek istese de Pargalı’nın durumu önceden çözmesi ile kurtulmuştur.

Dindârlığı ile tanınan 2. Bâyezid’in oğlu Yavuz Sultan Selim’e vasiyeti şuydu oysa…

Adaletten ayrılma, âcizlere ve bîçârelere karşı merhametli ol, kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana râm olmasını istiyorsan, ulemaya çok saygı göster, zaruret olmadıkça kimseye karşı sert davranma!”

İnsan ise mevkili bir akrabam olsun ister, bereket bu adamın birinci dereceden akrabası değilmişim yoksa sarayda doğduğuma pişman olurdum. Babası ki koskoca Osmanlı padişahı Bayezid kendi canı dâhil 8 çocuğunu, gelinlerini ve 10’larca torununu da bir tane çocuğundan kurtaramamıştır. Bu nasıl devlet yönetim anlayışıdır? Ailesine bu kadar merhametli olan bir kişi halka nasıl merhamet eder?

Seferlerin hepsi bir anda batıdan doğuya dönmüştür. Sefer yapmak gerekli midir bilmem. Ama bütün seferleri de doğuya yapmak ayıptır. Müslüman’ı mı müslümanlaştıracaksın. Ama onlar bizi arkadan tehdit ediyorlardı denebilir. Ama karşı tarafın kaynaklarına da bakmak gerekmez mi? Kendi halkını küstürecek ne yaptın da sürekli arkana bakmak zorunda kalıyorsun? Sana kuruluşunda en büyük desteği veren bu halk neden küsmüştür acaba?

Gerçi annesini öldürttüğü için ve şatafat merakı yüzünden Şah İsmail’i de sevmem ama savaşmamak içinde çok uğraşmıştır bunu göz ardı edemem. Bu arada Şah İsmail’de türk kökenli bir imparatordu. Ve de bir sufi şairi olduğu söylenirdi. Kaynaklarla aşağıda açıklamaya çalışacağım.

http://tr.wikipedia.org/wiki/I._Selim

Şah İsmail gerek II. Bayezid zamanındaki ve gerek kendisinin Trabzon valiliğindeki dostluklarından bahsederek aradaki düşmanlığın neden ileri geldiğinin bilinmediğini, Osmanlı Hanedanıyla kadim dostluklarından ötürü Timur zamanındaki gibi fena bir neticenin olmasını istemediğini beyan etmektedir. Ayrıca Yavuz’un mektubunda hakaretvari tabirlerden şikâyet ile mektup yazan kâtiplerin yazılarını afyon tesiriyle yazdıkları için bir altın hokka ile afyon macunu yolladığını da mektubunda belirtmiştir.”

Osmanlı savaşı kazansa da gerçekte hiçbir galibi olmamıştır. Şah İsmail 2 sene civarında kaybettiği tüm toprakları geri almış ama bir daha eskisi kadar güçlenememiştir. Tabi Osmanlının hazineleri ganimetlerle dolup taşmıştır. Kardeşkanı Osmanlıyı ekonomik olarak ihya etmiştir. Yavuz Sultan Selim’in hakkını bu konuda yemem imkânsız. Ekonomiyi uçurmuş. Fakat Osmanlıyı aslında bir anlık yükseltip şişirdikten sonra havasını indiren şeyler yapmıştır.

Bu arada vezir kelleleri kesmeler Yavuz ile ayrı bir boyut kazanır. Devlet erkânında uyum değil güç savaşları vardır artık. Gücünü göstermek gözdağı vermek ile mümkündür. Bu şekilde devlet aslında anlık kurtuluşlar yakalasa da sistem bir kere çamura batmıştır. Verimi kısa süren büyük başarılar kazanılmıştır.

Öte yandan tarihimizde göz ardı edilen en önemli nokta bu padişahın Memluklara saldırması sonucu bu imparatorluk yıkılmıştır. Acaba bu davranışı Endülüs Emevileri’nin kısa sonra çökmesine neden olmuş olabilir mi? Bu noktalar neden tarihçiler tarafından es geçildiğini anlamakta zorlanıyorum. Lise tarihi kitabı yazan arkadaşlar ve resmi tarihçiler ne yaptıklarının farkındalar mı? Tarihimizi padişahların davranışlarına göre mi açıklayacağız. Yoksa olgular ve değişik bakış açıları yakalayacak mıyız?

Memluklar’da Türk kökenli bir hanedanlıktı. Ama bu savaşçıların içinde Çerkeslerde sıkça bulunmaktaydı. Moğol ordularını ilk yenen devlettirler. Selahaddin’in iyi niyetine bağlı olarak uzun sürede Kudüs’ten çıkardığı haçlıları, ona göre çok daha büyük bir kaba kuvvetle kısa sürede çıkarmışlardı Kudüs’ten.

Bu devlet Ortadoğu Müslümanlarının tarihinde ilk defa gördüğü bir silahla karşı karşıya kaldılar. Silahın adı “Tüfek”ti. Siyasi otoritesini savaşçılığından alan Memluklar Orta Asya’daki tekniklerine sadık kalarak Hilâl tekniği ile saldırdığı düşmanın ateş gücü karşısında adeta şok geçirmişti. Memluk tarihçisi ibn Zabul, kölemenlerin reisi Kurtbey’in söylevindeki ‘onurlu süvari’ kuşaklarından bahsederken Osmanlı’ya yolladığı yazısında şunlara yer verilmiştir.

“Sözlerime kulak verin ve iyi dinleyin ki, aramızda kaderine ve kanlı ölüme koşan süvarilerin bulunduğunu sizler de, ötekiler de öğrensin. İçimizden biri bile sizin bütün ordunuzu bile yenebilir. Eğer buna inanmazsanız deneyebilirsiniz ama lütfen adamlarınıza ateşli silahları bırakmalarını söyleyin. Burada değişik ırklardan 20000 kişilik ordunuzla bulunuyorsunuz. Olduğunuz yerde durun ve ordunuz savş düzenine sokun. Yalnız üç kişi size karşı geleceğiz. Bu üç kişinin başaracaklarını gözlerinizle göreceksiniz… Dünyanın dört bir ucundan asker toplamışsınız: Aralarından Hristiyanlar, Yunanlılar ve diğerleri de var ve savaş alanlarında Müslüman ordularıyla karşılaşmayı başaramayan Avrupalı Hristiyanların yağtığı ateşli silahları da getirmişsiniz. Bu tüfeği bir kadın bile ateşlese, büyük bir grup erkeği durdurabilir… Yazıklar olsun size! Müslümanlar’a karşı ateşli silah kullanmaya nasıl cesaret edebiliyorsunuz!”

Alıntı John Keagan’ın “Savaş Sanatı Tarihi” kitabından alınmıştır. Anlaşılacağı üzere bu tür kaynaklara bu ülkede ulaşamıyoruz. Belki de ulaşmamız da istenmezdi. Şaşırtıcı olanı yine gerekli bilgilere İngiliz kaynakları ile ulaştık.

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN

Bir insana “Muhteşem” sıfatının eklenmesi herhalde görgüsüzlüğü ile ölçülebilir. Kuruluş dönemindeki “Hûdavendigâr” gibi sıfatlar artık şatafatla kirlenmeye başlamıştır. Ben Kanuni’nin klasik muhteşemliğinden ziyade kartın öbür tarafını göstermeye çalışacağım. Zaten olaylara ele geçirilen toprak bakımından ve hazine doluluğundan bakmaya çalışsam, Yavuz bence daha önemli bir isimdir.

Babası zamanında ağzına kadar dolu olan hazine Kanuni zamanında olumsuz sinyaller vermeye başlamıştır. Hatta seferlerle dolması gereken hazine git gide boşalmaktadır. Lüks ve şatafata harcanan para çok yüksektir. Saray kadın çiftliğine dönmüştür. Savaş dönemi olduğu için mazlum halka yüklenen vergide çok fazladır. Çapulcu diye ders kitaplarında anlatılan fakir mazlumların isyanları Osmanlı’nın çöküşüne kadar sürer. Anadolu’nun değişik birçok yerinde, birçok değişik etnisite isyan çıkarmıştır. Bu durum halkın çapulculuğundan daha çok padişahın halkına körleştiğini göstermektedir. Tabi lise tarihi kitabı okuyan arkadaşlar beni biraz yadırgayabilir. Ama bize bakmamızı istedikleri yönden değil, kendi bakış açımızı oluşturarak bakmayı öğrendikçe beni anlamaya başlayacaklardır.

İsyanlardaki konuda halkı suçlayanlar olursa Pir Sultan’ın öğrencisi Hızır’a cevabını yazıyorum sizin için.

Hızır Piri’nin yanına gittiğinde dergâhın kapısında ona hırlayan köpekleri Piri’ne şikâyet eder. O da Hızır’a cevap verir: “Hızır köpekler sahibine hırlarsa ki bil suç sahibinindir. Eğer halk da Osmanlı’ya isyan ederse bil ki suç Osmanlı’nındır, halkın değil”.

Burada Pir Sultan Abdal hikâyeyi ne de güzel özetlemiştir.

Halkın açlığı isyanını bir yana bırakalım, İstanbul’daki surlar içinde Padişahımızın ve eşrafının hayatı nasıl gitmekteydi? Bu noktada Hürrem yani nam-ı değer Roxallanne hanımın siciline de bir göz atma vakti gelmiştir.

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=134160 adresinden alıntı yaptım sizde bakabilirsiniz.

22

Objektif olması için iddiayı alttan kesmek gibi olaylara girişmedim. Bu iddia birçok yerde karşılaştığım bir durum olduğu için buraya taşındı. Zaten dizi de nasıl bir harem ortamı olduğu ortadaydı. Ortalık şehvet, lüks ve şatafat içindeydi. Hatta Topkapı Sarayı Müzeler Yöneticisi olan İlber Ortaylı dizideki harem ortamı şunu için şunu demiştir. “Eksiği vardır, fazlası yoktur.” Bence olmuş olma ihtimali çok yüksek. 1000 yıla damga vuracak hırsta bir kadından bahsediyoruz zaten. Padişahların çoğundan daha çok tanınması zaten duruma gereken dikkati çekiyor.

Ayriyeten Kanuni zamanında İspanya engizisyon mahkemelerinden ve katliamlarından birçok Yahudi ve Müslüman kaçtı. Fakat Yahudilerin birçoğu Kanuni Sultan Süleyman tarafından kurtarılıp Anadolu’nun en önemli ticaret merkezlerinden biri olan İzmir ve benzeri sahil bölgelerine yerleştirilmiştir. Ama orada yakılan Müslümanlarda vardı o ne olacak. Eğer islâm halifesi ise bu adamın Müslümanları kurtarması gerekmiyor muydu? Yahudileri kurtarmasın demiyorum, beni yanlış anlamayın. Ama bu adamın Halife sıfatı gereği önceliği yok mu? Bu soruyu neden kimse sormuyor? Yani bir haham Müslümanlardan önce Yahudileri kurtarmaz mı? O zaman bizim Süleyman niye Müslümanları kurtarması ile ünlü değil? Acaba anası Yahudi olduğu için mi? Yoksa eşi Yahudi olduğu için mi? Yoksa gelini Yahudi olduğu için mi? Yoksa en yakın veziri Yahudi olduğu için mi?

Aşağıdaki linkte iki tane çok önemli yazı bulunmaktadır.

http://www.odatv.com/n.php?n=sultan-suleyman-siyonist-miydi-3005101200

http://www.olay.com.tr/makaleler/ismail-oztat/-muhtesem-yahudi–14348.html

23

 “Bu resim Amerikan Temsilciler meclisinden size bir portre. 

Yahudi Ulusu’nun büyük kurtarıcı ve İsrail’in Kralı saydığı Kanuni’yi bugün A.B.D’de unutmamış ki Amerika Temsilciler Meclisi’nin salon duvarına Akasya içerisinde Kanuni portresi yer almaktadır.
Akasya masonik literatürde sonsuzluğu ve ihtişamı ifade eder.”

Yani bana anti-semitist demeyin. Ben bu devlete anti-Anadolucu, anti-Müslümancı, anti-Alevici, Anti-Kürtçü gibi sıfatlar takmadıysam bunca kanıta rağmen siz bana asla takamazsınız. Sadece sefer yapıp büyüme hırsı, haremlerde bir sürü kadın, saltanat, şatafat bunlar halifelik makamına da pek uygun hareketler değildir. Tuttuğun saray yetkilisini, çocuklarını, babasını, yeğenlerini, torunlarını astıran boğdurtan hükümdarlar bu sıfata bence hiç layık değildirler. Padişahlar için ekstradan bir ayet veya hadis bulunmuyor.

Kanuni, Hürrem’e uyup öbür eşinden olan oğlu Mustafa’yı de asmıştır. Zaten bütün devlet erkânı bu acı sahne yüzünden Kanuni’ye kızmıştır. Bunu da oğlunun isyankârlığına bağlamak gayet yanlış bir tutumdur. Babası olarak oğlunu yetiştiremediysen bu senin hatandır. Padişah ya da seyyar satıcı olsan da, bu senin daha baba olamadığını göstermektedir, cihân sultanlığı ise bir tarafa kalsın.

Derslerde islâmın yüce halifesi diye anlattığın adama, çocuklar cennete gidecek diye bakıyor. Madem özel yaşantısından da bahsedin de çocuklar padişahın ne kadar düzgün olup olmadığına kendileri karar versin.

Geldiğimiz nokta ise aşikârdır. Bernard Lewis İngiliz Kraliyet ailesinin tarihçisi ve bilgini bu konuyu bizden daha iyi bildiğinden olacak ki, yazının başına koyduğum gibi, bizi tarihimizi bilmemekle suçlamıştır. Önceden de dediğim gibi çok haklıdır. Dinini de bilmeyen, tarihini de bilmeyen bir toplumuz. En önemli eksikliğimiz de hayatımızı temellendirdiğimiz yapıtaşlarımız olan geçmişimizi resmi ders kitaplarından, dini de imamlardan ve siyasetçilerden öğrenmemizdir. O zaman boşuna akıl sahibi olduğumuzu iddia ediyoruz. Bizim yerine araştırıp düşünen, araştıran ve yazanlar olduğuna göre biz yemek yemeye, uyumuya, para kazanmaya ve ölmeye geldik bu dünyaya.

DUL KADIN KİMDİR?

Peki, gelelim başka bir konuya. Kanûni’nin yakın arkadaşı ve başveziri kimdir? Pargalı Damat İbrahim Paşa. Hemen Wikipedia’yı açıp bakıyoruz. Okuyoruz ama gözümüz bir noktaya takılıyor.

24

Dul bir kadıncağız da bayağı iyi eğitmiş arkadaşı. Dul ama iyi parası varmış anlaşılan. Sonra da koskoca şehzade ile kanka olaraktan Osmanlının en önemli adamı haline gelmiş kendileri. Herkes böyle dul kadınlara denk gelemiyor. Şans işte. Eee nedir bu dul kadın? Bu mason kardeşlerimizin bol bol kullandığı bir kelimedir. Çok da anlamlıdır. Bu bir nevi bir şifre gibidir.

“Dul kadının oğlu” ya da “dul kadının çocukları” deyimi masonların haberleşmekte kullandıkları bir şifre gibidir. Önceki konularda da değindiğimiz gibi, Hiram Usta’nın (Süleyman mabedini yapan taş ustası) dul kalan eşini tabiridir. Bu biraderlerin ortamlarda birbirleri ile anlaşmak amacıyla gizlice oluşturduğu bir şifrelemedir. Sıkıştıklarında bu şekilde birbirlerinden yardım isterler. Hemen örneğini verelim:

İshak Alaton şunu demiş Üzeyir Garih cinayeti üzerine…

http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-7829-34-dul-kadinin-cocuklari-ne-istedi.html

http://www.sonsayfa.com/Haberler/Gundem/Alaton-cinayeti-biliyor-muydu-94059.html

 25

İshak Alaton, Eski TEAŞ müdür Muzaffer Selvi, Karadeniz enerji sahibi Doğan Karadeniz neler demiş bakalım.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=13668

ANKARA – İşadamı İshak Alaton’un, cinayete kurban giden ortağı için sarf ettiği “Üzeyir Garih, öldürüldüğü gün dul bir kadına 10 bin dolar yardım edecekti” sözleri, dikkat çeken bir tesadüfle daha da tartışmalı hale geldi. Masonlukta ‘tehlike’ anlamına geldiği bildirilen ‘dul kadına yardım’ sözü, ‘Beyaz Enerji’ davasında da geçmişti.
İşadamı Alaton ‘dul kadın’ ifadelerini, haber yapılmasına tepki göstermekle birlikte reddetmedi. Alaton, Garih’in mezarlıkta öldürüldüğü gün, kendisinden ‘dul bir kadına yardım’ amacıyla 10 bin dolar aldığını, bu paranın cinayet sonrası Garih’in otomobilinde bulunduğunu söylemişti,şimdi ise ilginç bir tesadüf gündemde. İki işadamından rüşvet almakla suçlanan Eski TEAŞ Genel Müdürü Muzaffer Selvi, haziran ayındaki duruşmada, “Bu parayı bir çalışanımızın dul kalan eşine yardım için aldım” dedi. Karadeniz Enerji’nin sahibi Doğan Karadeniz de bu ifadeyi “Bu parayı genel müdüre gönüllü verdim, bir dul kadına ev alacağını söylemişti” ifadesiyle destekledi. Davanın diğer sanıklarından Mustafa Geçek de rüşvet verme suçunu reddederken, “Selvi’ye 10 bin dolar verdim. Ancak bu dul bir kadına yardım amacıyla istenmişti, parayı kendisine havale ettim” dedi. Bu ilginç çakışmadan sonra, ‘dul kadına yardım’ ifadesinin hem Garih cinayeti hem de ‘Beyaz Enerji’ davasında gerçekten ne anlamda kullanıldığı merak konusu oldu. Akıllara, ‘Bürokratlar, bu ifadeyi bilinçli olarak mı kullandı, böylece mesaj mı vermek istedi? Eğer mesaj vermek istedilerse, hedef kimdi? Mahkeme ve siyasilere ‘durum tehlikeli’ mesajı verilmek istenmiş olabilir mi?’ gibi sorular geldi.

Loca görmüş herkesin bir “Dul Kadın” geçmişi var.

Nereden nereye? Yüzyıllardır bu pisliğe bir batmışız ki arkadaşlar bir türlü çıkamamaktayız anlaşılan. Bu terminoloji halen çocuk oyunu gibi Dünyayı yönetenler tarafından kullanılıyor. Sadece Anadolu ile bitse bari. İletişim diline dair bilgileri verdikten sonra konumuza devam edelim.

Bakalım Kanuni’nin aile siciline…

  • Kanuni kız kardeşini İbrahim Paşa’ya verdi. İbrahim Paşa sadrazam oldu.

  • İbrahim Paşa Hürrem Sultan’ın oyunu ile 1538’de öldürüldü. Sırası ile Arnavut köle Ayas Paşa, Arnavut köle Lütfü Paşa, zenci-Arap kırması Hadım Süleyman Paşa son olarakta Hürrem’in kızının kocası Hırvat köle Rüstem Paşa sadrazam oldular.

  • Yine Hürrem Sultan’ın oyunu ile Kanuni oğlu Mustafa’yı öldürttü (1553). Mustafa’nın küçük oğlu, karısı ve tüm akrabası aynı gün öldürüldü.

  • Abisinin öldürülmesi yüzünden psikolojisi bozulan Şehzâde Cihangir, zayıf bünyesi yüzünden ölmüştür.

  • Şehzadelerden Mehmet ve Bayezid birbirlerine düştüler. Beyazıt İran’a kaçtıysa da orada 1561’de 5 çocuğu ile birlikte boğduruldu.

  • Gayrimüslimlere en geniş ticari ve hukuksal ödünler Kanuni zamanında verilmiştir. Yönetimdeki her gayrimüslim kendi halkı için özel haklar elde ediyordu.

  • 1561’de Hürrem’in bir başka oyunu ile karısı Rozalina’yı öldürttü.

Bir ülkeyi bir padişah, bir kral, bir başbakan yönetmez. Onu sistem, erkân yönetir idare eder. Padişah buradaki geçici unsurdur. Ama işleyen bir sistemi bu saydığımız kişiler batırabilir. Bizde toprak büyüklüğünün ebatlarına bakarak, adamı muhteşem, harika ilan edebiliriz. Yalandan kim ölmüş.

2.SELİM

Duraklama başlamış, çöküş için de ilk sinyaller gelmişti. Şehzadeler ilk dönemlerdeki gibi layıkıyla eğitilemiyordu. Şehzade 2. Selim’in Manisa Sancakbeyinde zamanını eğlence ve av partileri ile geçirdiği bildirilir. Zaten tahta çıktığında devlet hazinesi kuruduğundan, ablası Mihrimah Sultan tarafından kendine borç verilen 50.000 altın kullanıldı.

Eşi Nurbanu Sultan, Hürrem Sultan tarafından özellikle seçilmiştir. Hürrem tarafından seçilmişse zaten anlayın ki Yahudi kökenlidir. Tamamen ele geçirmeden, kökünü kurutmadan bırakma olmaz. Ne kadar hırslı ve kendini beğendiği zaten tarihe geçmiştir.

Bunlar bir tarafa zaten eğlenceye ve zevke düşkünlüğüyle bilinen 2.Selim, “Sarhoş Selim” olarak da bilinmektedir. Devlet işlerini duyarsızlığı nedeniyle zaten devleti baş vezir Sokullu yıllarca yönetmiştir. Önceki padişahlardan farklı olarak hiçbir sefere katılmamıştır.

Hamam sefalarından birinde düşerek ciddi bir şekilde yaralanmıştır. Buna bağlı göğüs kanamasından öldüğü düşünülmektedir.

Ek bilgi oğlu 3. Murat ise seks düşkünlüğü ile nam salmıştır. Değişik kaynaklar farklı rakam vermekte. 100 ile 130 arası çocuğu olduğu bilinmektedir. Kural gereği eğer tahta çıkan kardeş diğerlerini öldürmeye kalktıysa öncekileri gibi düşünmek bile istemiyorum. Soykırım gibi bir şey olmuştur.

Anadolu halkıda bu arada açlıktan isyan etse haksız olur. Bu dönemde ise onları canlı canlı kuyulara gömen Kuyucu Murat Paşalar, Köprülü Mehmet Paşalar var. Adamın teki hamamda hatun kovalarken yaralanır, öbürü üreme çiftliği kurmuş. Halkta isyan ederse Lise kitapların çapulcu oluyor. Oh ne ala…

İSPANYA ENGİZİSYONLARININ VE YAHUDİ GÖÇÜNÜN GERÇEK YÜZÜ

Gene Yahudi cemaatinin ileri gelenleri (yani kendilerine Yahudi değil Kabala rahipleri diyebiliriz) kendi kendilerine komplo kurarak fakir Yahudileri değişik toplumlara dağıtarak, orada örgütlenmelerin önünü açmışlardır. Hatta engizisyonlarda bile kendi kendilerini yargıladıkları olmuştur. Bugün Türkiye’de yaşanan Sabetaycılık hikâyelerinin bir benzerini orada yapıp, devlet kademelerinde hatta kiliselerde bile ciddi noktalara ulaşmışlardır. Onlara da “Konverso” Yahudileri denmiştir.

Bu kilise Konverso Yahudileri için çok önemli olan Burgos kilisesidir. Maşallah her yerde Davut yıldızı ile doluymuş. Beni kilise diye uyarmasalar, sinagog sanırdım.

26

Aşağıdaki yazı çarpıcı tespitler ve kaynakları içinde barındırmaktadır.

http://www.odatv.com/n.php?n=endulus-muslumanlari-ve-yahudi-surgunun-gercek-yuzu-0205101200

Yazıyı okuduysanız İspanya engizisyon mahkemelerindeki krallık arşivlerine göre 3 milyon Müslüman öldürülse de Osmanlı’da kimsenin umurunda olmamıştır. Osmanlı onların adı geçtiğinde kolunu bile kımıldatmamıştır.

Bu nokta da İspanya soykırımından kurtulan Yahudi vatandaşlarımız nereye yerleştirildiler? Ne işler yaparlar? Aç mıdırlar? Açıkta mıdırlar?

İzmir, Selanik, Edirne ve bu sahil bölgelerine yerleştirilen zenginleşmiş Levanten Yahudi arkadaşlar bugün Türkiye’yi yönetmekteler. Ama fakir Anadolu halkı gene vergileri ile uğraşmak zorunda. Zaten anaları da Yahudi değil. Onlar buraya getirilen Yahudi arkadaşlara hizmet etmekle ile görevlidirler. Ülkenin doğusunda süren savaş ise gene Müslümanları, Alevileri, Kürtleri öldürüp, Orta Anadolu’daki Türk fakir halkı daha da fakirleştirmektedir. Ama Türk ordusunun ileri gelenleri ile birlikte Mason Localarında cirit atan spor kulüplerinde başkanlıkları arada sırada takas eden, bu arkadaşlar kimlerdir?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s