Home

Artık yazının en önemli bölümüne geldik. Dünya evren gibi iki ayrı yapıyla yönetilir. İlk “Gücü paylaşmak isteyenler”. İkincisi ise “Gücü kontrol etmek isteyenlerdir”. Daha başka bir deyişle “Kendine hizmet edenler” ve “Başkasına hizmet edenlerdir”. Bu sizi “Star Wars” filmine götürecektir.

Daha fazla gücün sonu yoktur. Dolayısıyla her seferinde daha çok kontrol etmek istersiniz. Bu da sizi daha çok düşünmeye ve hesap yapmaya yöneltir. Düşünce çatışmanın nedeni olduğu için hem içinizle savaşırsınız, hem de dışarı ile savaşırsınız. Huzursuzluk, korunma isteği ve korku hiçbir zaman bitmez. O yüzden negatif yönlü bir öğretidir. Buna masonluğun ve Yahudiliğin temelini oluşturan mistisizm “Kabala” ile ulaşılabilirsiniz. Ama sonuçta ıstırabınız hiçbir zaman bitmez. Belli noktalar geldikten sonra ise geri dönüşünüz yoktur. Keza masonluktan çıkış yasaktır. Özdemir Erdoğan’ı hatırlarsanız dediklerimi daha iyi anlarsınız. Kendinizi sattığınız şey peşinizi bırakmaz. Araştırdığım kaynaklarda temel felsefeleri “Kalabalığın içinde birliktir”  ve önceden de dediğimiz gibi 1 Doların üzerinde bu yazmaktadır.

Öte yandan Hrıstiyanlığın, Müslamanlığın, Budizmin, Aleviliğin ve yerli halkların birçoğunun inancının temeli de Sufiliktir. O yüzden bunlar temelde bir kişinin öbüründen üstünlüğüne karşı çıkar. Burada üst mevkilere çıkmak için hizmet etmek ise şarttır. Kendinizden çok başkaları için çalışmalı, doğaya saygılı olmalısınızdır. Zorlama yoktur, fakat dini elinde bulunduran ruhban sınıfın, dini kitle yüzünden dayatma aracına dönüştürdükleri olur. Bundan dinin ve inancın kendisi değil, cahil din adamlarının ve onu sorgusuzca kabul eden cemaatin suçudur.

Zaten Hz. İsa net olarak Yahudi din adamlarına savaş açmış bir Sufi idi. Anadolu Sufilerinin ve onun bir kolu olan Bektaşilerin söylediği gibi “Bir elin verdiğini öbürü görmemelidir”, “Bir insan öbüründen üstün değildir” gibi birçok konuşması vardır. Ve kehanetlerinin birçoğu psişik yollarla ulaşılmış bilgilerdir. Birçok Abdal ve Mürşid’in gösterdiği gibi kehanetleri vardır. O da En-el Hakk inancına sahiptir(insan formunda Tanrı haline erişmek). Bu İslam’da ise “Tekbir” olarak geçmiştir. Yani “Bir” ‘ e aitiz hepimiz ondan geldik anlamında karşımıza çıkar. “Dönüşümüz gene ona olacaktır”. Gibi devam eden birçok ayette de açıklanmıştır.

Bu felsefe yüzünden “Şii” ve “Sunni” bölünmesi yaşanmıştır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ile İslam’ı birleştirip dinden öte bir silah haline dönüştürmesi ve peygamberin sülalesinden gelenleri katletmesi ve de din felsefesini bozması “Şii”, “Alevi” vb. pek çok medeniyetin kendi muhalefetlerini oluşturmasına neden olmuştur. Çünkü İslam dininin özü pek çok toplumca zaten biliniyordu. Arap milliyetçilerinin yarattığı deformasyon bu köklü toplumlarca hemen anlaşılmıştı ve müdahale edildi.

Özetlemek gerekirse herkesi “Bir” olarak bütünün parçası olarak gören ve “Başkasına Hizmet”(Sufiler) yoluyla yaşayanlar bir tarafta, öte tarafta kendini “Bir” in içinde özel bir noktada konumlandıran, üstün olduğunu düşünen ve “Kendine Hizmet”(Kabala) yoluyla yaşayanlar vardır.

Meher Baba’nın “Tanrı Konuşur” adlı kitabını okurken “Sufilik” hakkında bilgi sahibi olmaya başladım. Esasında katı materyalist fikirlere sahip olan sayısal bir insan olmama rağmen “Evrim Teorisi”nden “Makro-Mikrokozmos” lara kadar birçok konuya kadar kafamda eksik olan noktaları aydınlatan bir adam görünce şok geçirdim. Evrim sürecinde insan oluşumunu “Gazlar” formundan “Son insan formuna” kadar geçen sürecini anlatan bir kitap bir din adamının yazdıkları arasında ne arayabilir. Hatta bu süreçte her türün birbirinin evrim sürecine müdahil olduğundan ve daha nice detaydan bahsetmektedir. Oysa devletin ve resmi otoritelerin elinde bulunan dini kurumların her şeyi dayatmacı bir şekilde öğretmesinden kaynaklı olarak yıllarca dini kavramlardan nefret etmişimdir. Tabi ki kendini modern olduğunu iddia eden, bilimin ilerlemenin tek yolu olduğunu söylerken elde bulunan teknik bilgi ile doğayı ve kozmosu sömüren bu bilim anlayışının da çok dogmatik olduğunu fark ettim. Bu da kendisi hariç her şeyi reddeden şeyin dogma olduğunun gerçeğidir.

Bu birçok antik diyebileceğiniz toplum tarafından bilinen öğretilerdir. Fakat günümüz Elitist ve materyalist bilim anlayışı sayesinde toplum tarafından gizlenmiştir. Bu da toplumu ilerici değil maddeci hale getirmiştir. Belki ilerleme denen şey gerilemenin kendisidir. En üstte bulunan küçücük bir elit kesimin bildiği gerçeği, kendinden aşağı gördüğü gerçek halktan saklaması, tüm gerçeği bilim olan biz fakirlerin “bilim” ile nasıl kandırıldığını gösterir.

Çünkü bu küçük kitle biliminde belirleyicisidir. Her şey bu küçük kitlenin dudaklarının arasından kurtulup açık hale gelmeden bana bilimin ışığının doğruluğunu kabul ettiremez.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s